Tiyatro

 

Beni 25 yıl ara ile çok mutlu eden 2 kitap kapağı

     1974                                                                                 1999

                     Dedemiz ve anneannemiz..

Bu site sayesinde rahmetli dedem Zahir Sencer’ in kardeşinin ismi dedemle aynı olan torununa, yani kuzenim Eylem Zahir Sencer’ e ulaştım.

Bu ölüm ilanını okuyan aklı evvelin biri, bu ilandaki alakasız soyadlarına ve Kanat’ ın çocuklarının adına bakarak, bir internet oturumunda bizi ‘sabetayist’ ilan etmiş  :)

Anneanemizin babası Kavala’ lı Mehmet Tevfik bey (1890 - 1927)

Önde Ömer Seyfettin, ortada dedem. (Arkadaki kişiyi maalesef bilmiyorum)

1951.. Dedemizin son resimlerinden..

Kumru’ nun çeşitli yaşlardaki döktürmeleri :) (artık duygularımızı mail yoluyla iletiyoruz birbirimize)

Babamdan mektup. (Yazısı benimki gibi pek okunaklı olmadığından benim bozduğum daktilosuyla yazmış. Hatır sorma bahanesiyle çaktırmadan  oyunculuk dersi veriyor:))

Babamın notlarından

Resmin arkasını kendim yazmışım:)

Her okuduğumda gözlerimi dolduran ve atmaya kıyamadığım , yıllar önce Kanat’ tan gelen bi doğum günü kartı. İlk okuduğumda altına gözyaşım damlamış, silmek isterken iyice  sıvıştırmışım.

Rahmetli Haluk ağabey ile Kreon - Haimon. (Antigne, 1979. Yön: Alain Mergnat.)

Rahmetli Muazzez hanımın bana imzaladığı Jübile dergisi.

Şimdi ben Sevgi Sanlı’ yı  çok seviyorum desem nasıl yanlış anlaşılmaz? :( Kahretsin ki çocukluğumdan beri çok seviyorum onu ve söylemekten de çekinmiyorum işte. Oh be :)

Ali Cem Köroğlu kardeşimin, oynanmayan bir oyun için hazırladığı eskiz. Ben de duvarıma astım.

Yıl 1983.. Aylardan ağustos. Yer 620 prova salonu.. İstanbul Efendisi provası. Soldan; Nurettin Özkönü, Sumru Yavrucuk, Mesude Yılmaz, Bilge Şen, Reşit Gürzap, Meral Oğuz, Ahmet Uğurlu, Adnan Biricik, Tuncer Necmioğlu, Zekai Müftüoğlu. Oturanlar; Özgür Erkekli, Şahin Çelik ve ben.

Rol yapışmasının belgesidir :) Nankörlük etmemeli. Evimizdeki tencerenin kaynamasına katkıda bulundu bu dizi. Üstelik bir kesim insan da bu rol sayesinde sevdi beni. Kendine yakın hissetti. Gümüşlük pazarında arkamdan ‘Hooop! Celal abi!’ diye dizideki adımla seslenilmesinden pek hazzetmesem bile, o içtenik için için ruhumu okşamıyor da değil... Bu diziden sonra kendimi kalabalık yerlerde daha rahat ve güvenli hissettiğimi söyleyebilirim. Hadi bakalıııım. İşin bi de bu kısmı var :)

                         1958                                                                                                                            2007

1958 tarihli fotoğrafta, arka plandaki duvarda iki biblo var. İkisi de, şu an çalışma odamın rafını süslüyorlar.

Birincisi bir çinli kız biblosu. O yıllarda gözüme kocaman bir kadın gibi görünürdü, şimdi bakıyorum minicik bir çocukmuş meğer :) Babam söylemişti bir zamanlar, biri hediye etmiş ama kim olduğu silinmiş hafızamdan. İkincisi ise bir tiyatro dekoru. Pencerelerden görünen manzarası, şöminesi ve ahşap mobilyalarıyla bir dağ evinin içi canlandırılmış. Babamla annem bir yurt dışı gezisi sırasında almışlar onu. İlkokul öncesi yıllarımda, türlü çeşit hayallere dalardım o duvar süsüne baktıkça. Orada yaşayanlar canlanırdı gözümde. Girip çıkarlardı, şömineyi yakarlardı, konuşurlardı aralarında... Sonra büyüdüm. O siyah beyaz fotoğrafın çekildiği evden, çok farklı evlere taşınıldı. Hayat torbasından çekilen kurada bana anneannemin evi düştü. Uzun yıllar babamın evinin duvarını süsledi bu dağ evi dekoru. Sonra ben aldım saklamak için. Saklayacağım da ne olacak ama sakladım işte. Galiba anılarımız siniyor eşyalara zaman içersinde. Ya da ben öyle hissetmiştim babamın öldüğü gece, onun evinde oturmuş, boş gözlerle sessiz duvarlara bakarken. Ve saklamak istemiştim bu iki bibloyu.

Az önce gene gözüme takıldı. Artık ne girip çıkan var o dağ evine, ne şömineye odun atan... Çinli kız çocuğunun ise burnu zedelenmiş. Biraz da tozlanmışlar galiba.

Sonra o dağ  evinin içine kendi sevdiklerimi yerleştirmek geldi içimden. Manzaradan başladım işe. Pencerelere kendi evimin görüntüsünü yapıştırdım. Duvara anneannemin ve Rubby’ nin resmini, Şarlo biçimindeki kendi duvar saatimi koydum.  Sonra bilgisayarımı, kül tablamı.. ve de Köfte’ yi tabi :)

Haaa, dediğim gibi bu arada hala o koltukta oturuyorum.

Aman sakın anılarına gömülmüş bir münzevi sanmayın beni.. :) Gerçi biraz öyleyim de, bu bir kaç eskimiş eşya, hayatta değer verdiğim milyonlarca şeyden sadece birkaçı.

 

[civan canova]
[
index]
[
Özgeçmiş]
[
Oynadıklarım]
[
Oynanan Oyunlarım]
[
OGUZ ATAY ODULU]
[
MAHİR CANOVA]
[
Annem]
[
kardeslerim]
[
Albüm]
[Benim Sakladıklarım]
[
Cebeci Temsilleri]
[
Ah bi görseydim]
[
Rubbish Art]
[
Tuna'nin Korsanlari]
[
Sacmalamalar]
[
Yitirdiklerim]
[
Son sayfa]