|
Köfte’ nin defterinden...
Kış.. Başka bir gün.. Baba tuşlara basarak komik bir şeyler düşünüyor. Eskiden iki dinazor varmış. Bir sanat ve bilim düşkünü dinazor bir de iş adamı ve sanayici dinazor. ‘Ben öldükten sonra fosil olacağım.’ demiş, sanat ve bilim düşkünü dinazor, iş adamı ve sanayici dinazora. İş adamı ve sanayici dinazor da şöyle cevap vermiş, sanat ve bilim düşkünü dinazora; ‘Çok sığ düşünüyorsun. Ben petrol olacağım.’
Ne demek şimdi bu?? Deli adam. Neresi komik ki bunun? Ağzını açıp dudaklarını yukarı doğru gererek başka hayvanlarınkine benzer sesler çıkartıyor. Gülüyor işte anlayacağınız. Ne gerek duyuyosa buna... Bu gün de ilgilenmedi benimle. Giderek hırçın ve kötü bir kedi olduğumu hissediyorum. Biraz daha uyku.. Ya sonra?.. ........................ Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Bir ara babanın cebindeki oyuncağın zili çaldı. Uykumdaki dişi tekirin görüntüsüne babamın konuşmaları karıştı. ‘Hayır. Ben kesinlikle düşünmüyorum bunu.’ Ben düşümde tekir kedinin gerdan tüylerini yalarken baba fonda konuşuyordu hala. ‘Hayatını yaşasın hayvan.. Arıyorum valla bir dişi ama.. Sizin de aklınızda olsun..’ Kapadı oyuncağını. Kendi kendine homurdandı. ‘Köfte’ yi kısırlaştırmayı düşünmüyor muymuşum.. Peki sen düşünebiliyor musun, ben ortaokula başladığım sıralarda anaannemin, “bu azar artık” diye, testislerimi aldırdığını?.. Deli mi ne!..’ Babam söylene söylene dolaştı salonda. Bu sefer düşümdeki dişi kedi yalamaya başladı beni.. Bu adamın boş vaadleriyle oyalanmanın alemi yok. Uzun uzun gerindim olduğum yerde ve kıçımı ona dönerek sürdürdüm uyumamı. Konuşmaları silindi kulağımdan. Tekirin inlemeleri daha baskın çıktı. Yalnızım yalnız.. ......................... Daha sonra.. Cinsel dürtülerimin üstesinden gelebilmek için bol bol uyuyorum. Ağlamalarım, yalvarmalarım fayda etmiyor. Taş bu adam. ................. Daha sonra.. Uyandım.. gene mama yedim. Ne bir oynayan var benimle, ne de.. bir hatun.. ........................... Daha sonra.. Cinsel dürtülerimin üstesinden gelebilmek için bol bol uyuyorum. Ağlamalarım, yalvarmalarım fayda etmiyor. Taş yürekli bu adam. ................ Daha sonra.. Taş bu adam.. Küsüm ona.
Kış.. Başka bir gün.. Akşamüstü.. Hayatımın en önemli günü. Kainat tarihine geçmeli bu gün. İnanamıyorum. Gerçi tipim değildi. Hele evren ikizim, hiç değildi. Hele ilk deneyimimi onunla paylaşmak gibi bir hayalim hiç mi hiç olamazdı. Ama.. Çıtırkız öylesine sallayıp uçurdu ki beni, anlatmam mümkün değil. Yaşamak lazım. Evet.. Bu akşam üstü, birkaç saatliğine evden çıkan babam, kucağında simsiyah, fettan mı fettan bir dişiyle döndü eve. Yok, olayı baştan anlatmalıyım; Baba dışarı çıktı diye, zaten bunalımda olan ben, bu sefer de merdiven altına yaptım çişimi. Sonra da sokak kapısının önüne, yerdeki sıcak bölgeye yerleşerek başladım beklemeğe. Artık korkmuyordum ondan. Nasıl olsa çiş kokusunu alıp iz sürmeğe başladığında, görecekti merdiveninaltındaki birikintiyi. Peki ne yapacaktı görünce? En fazla küfür edip beddualar yağdıracak ve üst kata tıkacaktı beni, henüz akşam bile olmadan. Sonrası? Sonrası hiç. Ha yukarıda sıkılmışım ha burda, ne fark edecekti ki.. Öyle olmadı. Asansörün sesini duydum önce. Belki babamdır diye umarak kulak kabarttım hafiften. Bizim kata kadar çıktı asansör denilen aynalı kutu. Sonra kapısı açıldı. Bütün dikkatim seslerdeydi. Bir yandan da, her an sıvışma ihtimali doğabilir diye, mutfak dolabını kesiyordum. Ansızın içimi gıcıklayan hoş bir koku burnumu yaladıysa da, aklım babada olduğundan, o an pek önemsemedim bunu. Sonra babamın anahtarı kapıdaki deliğe girdi, hafifçe çevrildi kilit ve kapı açıldı. İlkin babayı gördüm. Gözlerini baba’nın.. Bir süre kilitlendi bakışlarım babanın gözlerine.. Sonra ansızın sesini duydum onun. Kart bir sesti. Kendinden emin ama şaşkın ve huzursuz bir sesti. Tedirgindi. ‘Nerdeyim ben? Beni buraya neden getirdiniz?’ gibilerden sorular soran bir tonla mırıldanıyordu. İntimdi. Tahrik edici, gizemli bir sesti. Sesten de öte, reddeden, tehditkar ama bir o kadar da cilveli ve de davetkar bir hırıltıydı sanki. Ardından babanın kollarına takıldı gözlerim. Orada duruyordu işte. Babamın kollarında. Babamın kucağına kurulmuştu. Benim babamın kucağına.. O da bana dikmişti gözlerini. Bakışlarından anladım hemen, ne kadar huyzuz bir yaratık olduğınu. ‘Bir adım daha atacak olursan fena yaparım’ dercesine, sürekli gözbebeklerime bakıyordu, miyavlamayla hırlama arası sesler çıkartarak. Gerildim birden. Elimde olmadan haykırdım hafiften. Sonra toparlandım. O ise, beni gördüğü anda sırtını çıkarmıştı zaten.Üstelik benim babamın kucağında. Fallik!.. Baba da utanmadan başını okşuyordu. Terbiyesiz adam!.. Neyse.. Derken, sesinin diğer özelliklerini bir tarafa bırakıp ‘davetkar’ kısmıyla ilgilenmeğe başladım. Ve kalp çarpıntıları arasında, ilk partnerimi yakından tanıma isteği ve de sabırsızlığı içersinde yanaştım baba’ nın ayak bileklerine. Beni de kucağına alması için hafifçe sürtündüm. Babam yere, bana doğru eğilerek sonradan adının Çıtırkız olduğunu öğrendiğin kızın yüzünü bana doğru yaklaştırdı. ‘Bak bu Köfte.’ dedi Çıtırkıza’a, sanki babasının kedisiymiş gibi, yavşak bir tonla. Çıtırkız öfke içersinde guruldanmağa başladı. Hayra alamet değildi bu. Ben geri zekalı, hala onunla dost olma çabaları içersinde, patimi yüzüne doğru uzatarak tüylerine dokunmaya, ‘merhaba’ demeye çalışıyordum. İlk tırmığı o sırada yedim. Bileğime üstelik. Canım yanmıştı. ‘Bak sen şu yelloza!’ diye geçirdim aklımdan, benim malikhanemde bana numara çekiyor.’ Ben de çıkardım kamburumu. Guruldanmağa başladım. Babam, bu beklemediği tanışma töreni karşısında umutsuzluğa kapıldı. ‘Eyvaaah’ dedi. ‘Olmayacak bu iş.’ Oysa şimdiye kadar beni hiç yanıltmayan sezgilerim, bana bu işin olacağını söylüyordu. Sonra baba Çıtırkız’ zı yere bıraktı. Kız nihayet benim mekanıma geldiğini anlamış olacak ki, mutfakla giriş arasındaki duvara siniverdi. Bir yandan da beni yanına yaklaştırmamak için guruldamasını sürdürüyordu. Tırnaklarını da çıkarmıştı hafiften.Ama kokusu.. O çıldırtan kokusu yok muydu.. Her ne kadar yaklaşmaya çekinsem de o koku sanki sürekli ‘Gel Köfte.. Gel canım’ diye inliyordu. ‘Gel Köfte..Gel aşkım.. Gel erkeğim.’ Çekine çekine sokuldum yanına. İyice çıkardı tırnaklarını. Onu ikna etmenin başka bir yolunu bulmalıydım. Ansızın koridorun arka ucuna doğru koşmaya başladım. Koridorun ortasında durdum, dönerek arkama baktım. Kımıldamamıştı bile. Anlaşılan yutmamıştı oyunumu. Umursamazmış gibi önüme dönerek tekrar başladım koşmaya. Arka odanın kapısına gelince durdum ve tekrar arkama baktım. Hafifçe kıpırdanmıştı olduğu yerde. Bu sefer koridorun öbür ucundan ona doğru koşmaya başladım. İrkildi. Yerinden kalktı, yeniden çıkardı kamburunu. Benim yerimde babam olsa, şöyle düşünürdü; ‘Bütün bu kaprisleri içgüdüsel. Bu eve belki kız olarak girdi ama sonuçta dul olarak çıkacak. Yılma oğlum Köfte. Sen de içgüdülerin doğrultusunda hareket et ve ne gerekiyorsa yap.’ Bense tepkilerimi hiç tartmadan, düşünmeden, kendime telkinlerde bulunmadan veriyordum. Farkımız buydu babamla. Eminim Çıtırkız’ da aynı şeyi yapıyordu. ‘Hemen teslim olmamalıyım.’ demiyordu kendikendine. ‘ Kimdir, nedir, it midir uğursuz mudur, gören duyan olur mu?’ gibi insanca geyiklere girmeden, sadece ve sadece o anki doğal tepkilerini veriyordu. Onu görmezden gelerek yanından geçtim. Salona girerek pencere önünde duran koltuğuma zıpladım. Dönüp baktığımda salon kapısının önünde aportta durmuş, beni izliyordu. Savaşı kazanmak üzereydim. Babam da salon kapısının önündeydi. O da, sanki Çıtırkızı halledecek olan kendisiymiş gibi, aportta duruyordu. Elleri belinde, öne eğilmiş, ağzını kulaklarına doğru germiş vaziyette Çıtırkız’ ın tepkilerini izliyordu. Sonra yan gözle bana baktı, ‘Hadi. Becer şunu.’ dercesine.. Bu sefer pencere kenarındaki koltuğumun üzerinden yere doğru zıpladım. Ona doğru gidiyormuşcasına bir iki adım attım. Tekrar kamburunu çıkardı. Hemen yanından çark ederek balkon kapısınına doğru yön değiştirdim, kapının yan duvarının önündeki kanepeye zıpladım, ikinci bir hamleyle ok gibi,kanepenin tepesine fırlayarak orda durdum ve ona diktim gözlerimi. Kapının önünden bana doğru bir iki tedirgin adım attı. Kanepenin tepesinden oturma yerine, ordan tekrar tepeye zıpladım ansızın. Bunu görür görmez olduğu yere mıhlanmış gibi durdu, bacaklarını gererek vücudunu geriye doğru itti. Kanepeden yere atladım ve olduğum yere kıvrılarak, yüzüm Çıtırkıza dönük, beklemeğe koyuldum. Mıhlandığı yerde bana baktı bir süre. Sonra rahatladı. Gerginliğini atarak bana doğru iki adım daha attı ve tekrar durdu. Ben yattığım yerde, ifadesiz, hareketsiz, onu izliyordum. Amacım tedirgin etmeden iyice yaklaşmasını sağlamaktı. Hareketsiz durduğumu gören Çıtırkız, bu sefer beni peşinden koşturmak için salon girişine doğru koşturdu. ‘Bak sen şu yelloza.’ diye geçirdim içimden. Durur muyum, ben de fırladım peşinden. Koridorun sonuna doğru o önde, ben arkada koştuk. Sonra iş giderek yarışa döndü. Ben koridorun ortalarında yetiştim ona. Ama hiç durmadım. Onun önünü kesmeğe de çalışmadım. Peşimden gelmesini sağlamak için arka odanın kapısına doğru sürdürdüm koşumu. Yanılmamıştım. Geldi peşimden. Oda kapısının önüne kadar ben önde, o arkada koştuk. Kapının önüne ise aynı anda gelmiştik. İkimiz de öylesine heyecanlıydık ki, mesafeyi bile ayarlayamamış, aynı anda toslamıştık kapıya. Gözgöze geldik o an. Karşılıklı kıkırdadık. Koşarken kokusu daha bir yayılmıştı çevreye. Rüzgarıyla birlikte yüzüme çarpıyordu. Sanki güneşe kadar koşmuşcasına atıyordu kalbim. İstiyordum onu. Delicesine arzuluyordum Çıtırkızı. Arkamı döndüğümde koridorun uçunda durmuş, hayran hayran Köfte’ sini izleyen babamı gördüm. Bir an Çıtırkız’ ı unutarak, şükranlarımı bildirmek üzere babama doğru koştum. Bunu gören Çıtırkız da toparlanarak benimle birlikte koşmaya başladı. Ansızın babamı unuttum ve Çıtırkızla cilveleşmeği sürdürmeğe karar verdim. Balık oltaya gelmişti işte. Kendikendime bulduğum taktik işe yaramıştı. Önce peşinden koşmuş, sonra da umursamazmış gibi yaparak onun benim peşimden koşmasını sağlamıştım. Gurur duyuyordum kendimle. Babam da öyle. Benimle gurur duyuyordu. ‘Afferin oğlum.’ dedi, ‘Tavladın sonunda kızı.’ İftihar ediyordu oğluyla. Sonra ikimizi de birer koltuğunun altına sıkıştırdığı gibi yukarı, benim odama çıkardı. Kapıyı iyice açarak bıraktı bizi yere. ‘Hadi bakalım. Ne bok yerseniz yiyin burda.’ Üstümüze kapadı kapıyı. Artık yapayalnızdık. Çıtırkız bir iki adım attı ve durdu. Çevreye baktı uzun uzun. Eşyalarımı inceledi. Yaprak rengi kanepeme, yerdeki halıma, raflarıma, masama, bazı geceler kıvrılıp uyukladığım küçük koltuğuma takıldı bakışları, keskin dönüşlerle. Ardından bana baktı. Gözgöze geldik. Sonra ‘bana eşlik edebilirsin’ diye mırıldanarak teras kapısına doğru yürüdü. Ben de yürüdüm. Yol gösterici ve de evin sahibi olarak yanında - ama bir baş farkı önde - teras çıkışına kadar yürüdük birlikte. Duvarın kenarına gelince durdu. Bana baktı.. Ve oturdu. Yanyana oturmuş vaziyette durduk bir süre. Karşılıklı bakıştık. Nefesi geliyordu yüzüme. Boynumu hafifçe uzatsam tüylerine değebilirdim. Evet. İyi fikirdi. Denemeğe değerdi. Başımı usulca yüzüne doğru uzattım. ‘Seni istiyorum’ diye fısıldadım. ‘Ben de.. ama acele yok’ ‘Ne kadar acele yok?’diyerek burnumu kulağına sürttüm. ‘Soru sorma.. Ben de istiyorum seni.’ ‘O halde?..’ Sustu.. Gerdan tüylerini yaladım. ‘Ne o halde?’ diye sordu, rahat yalayabilmem için başını arkaya doğru iterek. ‘İstiyorsan sen de belli et istediğini.’ ‘Ben belli ediyorum ama sen anlamıyorsun.’dedi, duvardaki gölgelere bakarak. Derken başını öne doğru eğdi. Kulağının arkasındaki tüyleri yalıyordum artık. ‘Acele yok diyorsun.’ diye fısıldadım kulağına. ‘Acele yok. Acele yok. Acele yok!’ diye tekrarlayarak bağırmaya başladı. ‘Tamam. Bağırma.’ diyerek çektim kafamı. ‘Acele yok.’ dedi, usulca. Sonra sesini yükseltir gibi oldu. ‘Bağırma.’ diyerek uyardım onu, ‘Burası benim evim.’ Sustu bir süre. Bende sustum. ‘Şaka yaptım.’ diye mırıldandı, cilveli bir tonla. Aynı biçimde, ‘İyi o zaman. Şakaysa mesele yok.’ diye cevap verdim. ‘Acele yok.’ dedi. Başımı tekrar Çıtırkız’ a doğru uzatarak yanaklarını, göz altlarını, kulak tüylerini kokladım. Heyecanlandı nefesimi hissedince.. İnledi hafiften. Niyetli olduğu su götürmezdi ama naza çekiyordu kendini. Sonra da guruldanmağa başladı. ‘Bak bağırma, yoksa ben de bağırırım!’ diye mırıldandım, tehditkarlıkla pısırıklık arası bir tonla. ‘Şaka yaptım canım.’ dedi. ‘Canım öyle mi? Canım ha.. İyi o zaman. Mesele yok.’ diye fısıldadım kulağına. ‘Seni istiyorum.’ diyerek boynuna küçük ısırık darbeleri kondurmaya başladım. Önce çekti başını. Gözlerime bakarak erkek kediler tarafından anlaşılması imkansız mırıltılar çıkardı. O an, bu dünyaya atalarımın bilgileriyle donatılmış olarak gelmiş olduğum için, kendi cinsimle gurur duydum. Yoksa nereden bilebilirdim kendi türümden bir karşı cinsle baş edebilmeği? Üstüne gittim. Yeniden yalamaya başladım yanaklarını. Bıyıklarını kokladım. Biribirine değdi upuzun bıyıklarımız. Çıtırkız başını ayaklarıma doğru eğdi, patimi yalamağa koyuldu. Bir yandan da gurul gurul konuşuyordu. Bilgilerim işe yaramıştı. ‘Seni istiyorum.. ama acele yok.. bak bozuşuruz sonra.. söz mü.. bak bir daha söylüyorum, acele yok.’ Çıtırkız bir yandan patilerimi, bacaklarımı, koltuk altımı yalıyor, öbür yandan konuşmayı ihmal etmiyordu. Bütün bunları yaparken kuyruğu ile de organıma minik darbeler vuruyordu. Bense onun boynunu, sırtını ısırırıyor aynı zamanda zorunlu olarak bütün söylediklerine cevap veriyordum. ‘Ben de seni istiyorum.. tamam acele yok.. tamam dedim.. söz dedim.. yahu tamam dedik ya.. bana bak attırma tepemi.’ İkimizin de sesi, aşk çilveleri tonunda çıkıyordu. Salgılarımızın, dışkılarımızın, terlerimizin gizemli kokusu, görünmez bir toz bulutu halinde, giderek bütün odayı kaplamıştı. Birleşme anına kadar mırıldanmamız şöyle sürdü. Köfte - Yeter be! İstiyorsan zorluk çıkarmazsın. Çıtırkız - Kim? Ben mi zorluk çıkartıyorum. Terbiyesiz! Köfte - Öyle söylemek istemedim.’ Çıtırkız - Seni istiyorum. Köfte - Yeter be! Çıtırkız - Bağırdın. Köfte - Bağışla. Çıtırkız - Sinek uçtu. Köfte - Bırak şimdi sineği. Çıtırkız - Hala uçuyor. Köfte - Gel buraya.Sonra yakalarız birlikte. Çıtırkız - Hayır. Şimdi yakalayalım. Köfte - Peki. Çıtırkız - Seni istiyorum. Köfte - Aaa.. sinek uçtu. Çıtırkız - Seni istiyorum. Köfte - Seni istiyorum. Çıtırkız - Ben de seni istiyorum. Köfte - İstiyorum... Sonra.. Sonra doruk. Bir an bile olsa o inanılmaz yükseliş.. Evet.. Zirve çok kısa sürdü. Big- Bang gibi.. Oldu ve bitti. Ama çok hoştu. Bittiğinde her şey farklıydı artık. Bütün sıkıntımın, gerginliğimin o kısacık an içersinde eriyip yok olduğunu hissettim. Ve.. Çıtırkız- Sinek geçti. Evet.. Ne diyorduk.. Sinek geçti. Evet.. Bu gün 4.Aralık Çarşamba.. Akşamüstü.. Bu gün benim hayatımın en önemli günü. Ve bu gün... inanamıyorum. Gerçi iş bittikten sonra yanaştırmadı beni pek yanına ama olsun. ‘Üstüme gelme artık’ diyerek azarladı beni, suyumdan içerken. ‘Birlikte hoş bir gece geçirdik sadece. Hepsi bu.’ Bence de öyle. Geri zekalı. Meraklıydım sanki bütün hayatıma ortak olan ikinci bir canlıya. Üstelik evimde.. Üstelik odamda. Ben baba gibi değilim. İki cilveye kaptırmam kendimi. ...................... Az sonra.... Hafiften hırlaşmağa başladık Çıtırkız’la. Kapı aralığında iş gören ve anında unutan her dişi kedi gibi aşağılıyor beni, aklınca.. ..................... Daha sonra... Bir kez daha seviştik ama ilki gibi olmadı. ................. Gece yarısı... Yastığımda uyuyor yelloz. Birlikte uyumak için sırnaşıyorum arada, pati atıyor. Karşısına yüzükoyun uzandım, gözlerimi hiç ayırmadan onu izliyorum. Babam şunu götürse artık.
|