Tiyatro

 

   İzmir Devlet Tiyatrosu

 

 19.Aralık.2006 tarihinden itibaren

  

   Yazan : Civan Canova

   Yöneten : Işıl Kasapoğlu

   Dekor Tasarımı :  Hakan  Dündar

   Giysi Tasarımı : Funda Çebi

   Işık  Tasarımı : Zeynel  Işık

   Müzik : Alper Maral

   Danslar : Maral Ceranoğlu

   Klarnet : Zeynep Erözkan

   Rol Dağılımı : Şebnem Doğruer

 

                                                        

                                                         Şarkıya Başlarken...

 

     ‘Niye bir kadın oyunu?’ diye sorsa biri bana mesela..

     ‘Dünyayı erkek gözüyle yorumamaya kalkmak yetmezmiş gibi,  bir de karşı cinsin duygu süzgeçinin içersinde dolanmaya çalışmak. Ya da öyle sanmak. Bu mu derdin?’

   Yoo.. Ne alaka? Ayrıca kadın oyunları yazmak kadınların tekelinde mi olmalı yani? Bu   mantığa göre Lafontaine’ in de karga gibi düşünmesi ya da bir aslanınkine benzer rüyalar görmesi gerekmez mi?

   ‘Tamam işte. Kendi ağzınla yakalandın. Lafontaine’ in aslanlar gibi rüya görmesi gerekmez, çünkü onun aslanları tıpatıp biz insanlarınkine benzeyen rüyalar görür. Bu mantığa göre senin kadın karakterin de, bir ihtimal erkek beyninin oluşturduğu düşünceleri, erkekçe söylemler halinde kaçırmasın sakın ağzından?

   Orasını bilemem. Onu yönetmene, oyuncuya ve izleyenlere soracaksın.

   ‘Peki,  kadın oyunları az diye mi yazdın bu oyunu?’

   Bana ne, azsa az. Öyle bir derdim olsaydı tek değil çok kadınlı bir oyun yazardım. Ya da çok oturup az çalışan erkekleri kafaya takar, sırf  arkadaşlar bahane bulmayıp çalışsın, hatta biraz daha işleyip ışıldasınlar diye, bol  koşuşturmalı, bol mızraklı bir erkek oyunu yazardım.

   ‘Belki de az masraflı, az oyunculu bir oyun yazarak, oynanma şansını yükseltmeyi geçirmişsindir aklından.’

   Sinsice düşüncelerle oturmuyorum masa başına.

   ‘Fena mı yani oynanması?’

   Fena olur mu, dünyanın en büyük mutluluğu. Ama allah sizi inandırsın, oynanmasına ihtimal verdiğim en son oyunumdur kendisi. Yanlış anlaşılmasın sevmiyorum demiyorum. Hatta yazarken bana çok büyük bir haz vermişti. Hala açıp okurum arada. Gene de benimkisi kişisel bir bağ. Kimsenin bu oyunu açıp okuduğundan bile emin değildim açıkçası. Yönetmenler genelde tek kişilik oyunları tercih etmezler. Benim gibi, oyuncular sever sadece. Onlar da yönetmen bulmakta zorlanırlar.

   O halde niye yazıldı?’

   Nereden başlasam bilmem ki… Duygular diyelim. Korkular mesela. Korkular değişmiyor. Cinsiyeti yok korkularımızın. Mutluluklarımız da öyle. Ben bu oyunu kaleme aldığım dönemde, bir kadının gözlerinde  ‘mutluluğu’ ve de ‘o mutluluğu yitirme korkusu’ nu görmüştüm, aynı anda. Ve de o sıralar onun yüreğini aralayabilmem ya da  kendimi onun duygu süzgeçinin ağzında bulabilmem için, aşırı bir empati gayreti içersne girmem de gerekmiyordu. Çünkü o sıralarda yüreklerimiz aynı şarkının ritmini tutuyordu birlikte. ‘Düğün Şarkısı’

   İlk yazma isteği, o iki korkuyu, o gözlerde yakaladığım an başladı işte. O noktadan sonra benim için en önemlisi, sahnede gördüğümüz ve de görmediğimiz oyun kişilerini ve yeni atmosferi oluşturmaktı. Bütün bir yazımı bu işe ayırdım. Sonbahar bitiminde doğru bu oyun çıktı. O zamanki hayat arkadaşım ve ilham kaynağıma teşekkür ediyor, saygı ve sevgilerimi yolluyorum. Bütün bir yaz destek olmuştu bana. Bu oyunu günün birinde onun oynamasını tasarlıyordum ama hayat bizim tasarılarımızı kaale almıyor pek. Korkularımız da bu yüzden işte. Tasarılarımızı yarım bırakma korkusu. Planlarımızın allak bullak olması ihtimali.

   Bu oyun tam da bunu anlatıyor işte.

   ‘Hayat bütün planlarınıza rağmen sürüp gidendir’ gibilerden bir sözünü hatırlıyorum John Lennon’ un. Müzisyenliğinin yanısıra bir ozan olarak da çok severim Lennon’ u.  80’ lerin başında, kırklı yaşlarını henüz sürdürmeğe başlamışken, ‘ ruh hastası’ bir fanatiğinin kurşunlarına hedef olmuştu. O ana kadar onun da ileride yaşanacak olan zamanlarlarla ilgili türlü çeşit planları vardı kuşkusuz. 90’ larla, 2000’ lerle ilgili. Hepimiz gibi. Ama dışımızdaki evrene ait hesaplı ya da hesapsız oluşumlar, her ne kadar bazan öngörülebilir bile olsalar, genellikle bambaşka yollara ve akla hayale gelmeyecek neticelere sürüklüyor akıp giden hayatı.. ve de hayatın sularında yol alan bizleri. Bu oyun tam da bunu anlatıyor işte.

   Gerçi ilhamını hayattan alarak bambaşka bir gerçek yarattı kendine ama sonuçta bu duyguların gölgesinde yazıldı.

   Dışımızdaki evren ve dışımızdaki şartlar...

   Ya içimizdeki evren?

   Onun hiç katkısı yok mu bu aklın bile yetişemediği devinime, değişime?

   İçimizdeki evren. Bilinç altımız. Ve de gizli korkularımız, kuşkularımız, gizli hedeflerimiz, özlemlerimiz, kendimizden bile gizlediklerimiz, gizliden gizliye çağırdıklarımız...

   Bir sonraki yapının oluşmasında hangisi daha etken acaba? İçimiz mi, yoksa dışımız mı?

   Bilmiyorum. Kendimce sorguluyorum sadece. Bildiğin tek şey değişim, değişim, değişim...

   Bütün bu düşüncelerin neticesinde, oyunu yazarken şu noktayı hiç bir zaman gözden kaçırmamam gerektiğine inandım: Biz sonraki zamanı, bir sonraki gerçeği  bizler örüyoruz. Ama asla o an, birebir hayal ettiğimiz biçimde değil. Yaşam bizim ördüklerimizi birbirine karıştırarak bambaşka bır yapı çıkartıyor karşımıza. Bizler, daha sonra yaşanacak olan zamanları hep o an düşündüğümüz biçime göre inşa etmek istiyoruz. Ama başaramıyoruz. Çünkü doğa yasaları bizim hayallerimizle çelişiyor çoğunlukla.

   ‘Peki önemli mi bu.?’

   O an için çok çok önemli. Hayati bir mesele hatta. Sonra ise hiç değil. Çünkü hayallerimiz de değişimden payını alıyor. Hatta ideallerimiz bile.Büyü de burada işte.

   En sevmediğim uğraşlardan biri oyun broşürleri için yazı yazmaktır. Sıkıyor beni. Zorlama geliyor. Edebi ya da teorik cümleler arasına kendi oyunumun parantezlerini sıkıştırmaktan hazzetmiyorum. Anlatacaklarımın hepsi oyunun kendi içersinde var zaten. Bundan sonra yönetmen konuşmalı.

   Kısacası, ‘Oyununuz hakkında ne diyeceksiniz’ diye soracak olursanız, sadece şunu söyleyebilirim; Söylemek istediklerimin hepsini söyledim Ama artık yorum yok. Yorum Işıl ustanın ve Şebnem kardeşimin işi.

   Sanırım perde açtığınız gece, ayrı şehirlerde sahne üzerinde olacağız. Saat 20.00’ de kalbim hem İstanbul’ da oynadığım oyunun seyircisi, ama daha çok da, onların affına sığınarak, Karşıyaka Oda tiyatrosunda birlikte soluyan sizler için çarpacak.

   Emeği geçen bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.

                                                                                                                           civan canova

Şebnem Doğruer

Fotoğraflar: Yaşar Ürük

https://www.dtgm.gov.tr/eser/eser1362.asp

www.devtiyatro.gov.tr/web/bolgeler/izmir.htm

www.devtiyatro.gov.tr/web/index.htm

 

[civan canova]
[
index]
[
Özgeçmiş]
[
Oynadıklarım]
[
Oynanan Oyunlarım]
[Düğün Şarkısı 2006]
[
Ful Filizlenirken]
[
Eskişehir' den]
[
Söyleşi]
[
Kıyamet Suları]
[
Sokağa Çıkma Yasağı]
[
Erkekler Tuvaleti]
[
TiyatroBiz]
[
Light Beyond Red]
[
OGUZ ATAY ODULU]
[
MAHİR CANOVA]
[
Annem]
[
kardeslerim]
[
Albüm]
[
Benim Sakladıklarım]
[
Tuna'nin Korsanlari]
[
Sacmalamalar]
[
Yitirdiklerim]
[
Son sayfa]