|
-Sizin rejinizle, Civan Canova’nın ‘Erkekler Tuvaleti’ oyununun dünya prömiyerini oynayacaksınız. Neden bu eseri oynamayı seçtiniz? Yazara da hoş bir sürpriz yaparak Gala’ya davet etmişsiniz. Civan Canova ile de görüştüm, o da çok mutlu, aynı sezon içinde hem İstanbul’da ‘Ful Yaprakları’ oynanıyor, hem de İzmir’de siz ‘Erkekler Tuvaleti’ oyununu oynuyorsunuz. Bu tekstte sizi çeken nelerdi?
Semih Çelenk- Oyun Okulu için yeni metinler ararken, yapımcımız Ebru Akın getirdi metni. Ben ‘Sokağa Çıkma Yasağı’ oyununu biliyordum. ‘Kıyamet Sularında’yı... ‘Erkekler Tuvaleti’ de dahil diğer oyunlarını bilmiyordum. ‘Erkekler Tuvaleti’ gerçekten de seyircinin hoşlanacağı, keyif alacağı ama aynı zamanda da düşünce cimnastiği yapabileceği, kimi küçük bilmeceleri, ince göndermeleri olan bir metin... Civan Canova ile yazışırken metni herkesin sevdiğini ama erotik bulduğunu söylemişti. O da metnin erotik olmadığını iddia etmiş böyle söyleyenlere. Ben de aynı düşünüyorum bu metin erotik filan değil... Tiyatro en çok insana kendiyle alay etmesini gösteren bir sanat olduğundan ötürü bu kadar önemlidir bence. ‘Erkekler Tuvaleti’ beş farklı erkek tuvaletinin grotesk bir fotoğraf makinesiyle çekilmiş fotografını sunuyor bize. En önemlisi, “erk” ile “cinsel erk”i sorguluyor. İnsanın mahrem alanındaki budalalıkları ve küçülmüşlüklerinin absürd bir parodisini getiriyor. İşte bu nedenlerden ötürü bize sıcak geldi. Üstelik metnin iç örgüsü oldukça zekice ve size de çalışırken keyif veriyor. Civan Canova’nın bu dönem iki oyunu birden aynı zamanlarda perde diyor. Bence çok daha fazla oynanmayı hak eden bir yazar. Biz de galada birlikte olmaktan mutlu olacağız kendisiyle...
-Oyun Okulu’nun oluşum sürecinden söz eder misiniz? Ekibiniz kaç kişiden oluşuyor? Mezunlarınızdan oluşan bir Üniversite Tiyatrosu mu, yoksa yerel yonetim tarafindan kadroları oluşturulacak yeni bir “ödenekli bir tiyatro” olmak mı hedefiniz?
Semih Çelenk- Dokuz Eylül Üniversitesi GSF Sahne Sanatları Bölümü yaklaşık 30 yıllık bir bölüm... Dramatik Yazarlık-Dramaturgi, Sahne Tasarımı ve Oyunculuk olmak üzere üç anasanat dalında eğitim veriyor ve bugüne kadar beşyüzü aşkın mezun verdik. Ancak ufak tefek denemeler dışında köklü yerleşik tiyatrolar oluşturamıyoruz bu kentte. Daha önceleri, Meydan Sahnesi, İzmir Sanat Tiyatrosu, Tiyatro İzmir, Kent Tiyatrosu, Oluşum Tiyatrosu vb. topluluklar kuruldu. Çoğu da tiyatro bölümünden kaynak buldu. Şimdi de Güzel Sanatlar Oyuncuları adında yine mezunlarımızın oluşturduğu zorluklarla ilerleyen bir topluluk var. Benim içinde bulunduğum çabalar ise Gölge Tiyatro, Tiyatroevi İzmir ve son olarak da Oyun Okulu. Her bir deneyimden yeni şeyler öğreniyorsunuz. Daha önceki girişimlerimizde tiyatronun işletmesini beceremiyorduk. Bu kez Ebru Akın, yine tiyatro mezunu bir arkadaşımız, bu oluşumda yapımcılığı ve işletmeyi üstlendi. Oyun Okulu bu bakımdan daha profesyonel bir oluşum. Ama yine “yapım” tiyatrosu olarak yoluna devam edecek. Çünkü İzmir’de bünyesindeki herkesi “kadrolu” olarak istihdam edecek bir tiyatro oluşturmak ve bunu desteksiz yapabilmek çok güç... Ortaklaşa hayal kurabildiğimiz herkes bu oluşumun doğal üyesi sayılır. Oyuncu arkadaşlarımız: Timur, Gözde, Onur, Mustafa, Levent ve Uğur... Işık, Kostüm ve Sahne Tasarımını yapan Zeki Hoca, Abdullah Hoca, Melissa, Deniz, Mehmet Ali, Ayşe ve her temsilde birşeyin ucundan tutmaya hevesli genç arkadaşlarımız hepsi bu oluşuma katkı sağlıyorlar. Ancak bu şartlarda tiyatro yapabilmenin en önemli koşulu planlı bir işletme olduğu için bu oluşumun en önemli kişisi yapımcımız. Tiyatro olması için “bir oyuncu ve bir seyirci” gereklidir diyorlar ya. Ben bundan da önce ürettiğiniz ürünü seyirci ile buluşturan bir işletmeci, yapımcı yoksa “özel tiyatro” olmaz diyorum. En azından şimdiye kadarki deneyimlerimiz bize bunu gösterdi. İzmir Sanat, bize her yıl olduğu gibi, sağ olsun salon desteği veriyor. Teşekkür ediyoruz kendilerine. Ödenekli tiyatro’nun da bir gereklilik olduğunu kabul etmekle birlikte ben daha çok “yapım” bazında ama mutlaka “sanat bursları ve fonları” ile desteklenmiş bağımsız sanat yapılması gerektiğine inanıyorum. Kentimizde de böyle bir eksiğimiz var. Yüzlerce eğitimli genç sanatçı sanatlarını icra edecekleri ortamları bulamıyorlar ve sektöre teslim olmak için İstanbul’un yollarını tutuyorlar. Bunun çözümünün “sanat bursları” olduğunu yıllardır söylüyoruz. Belediye her yıl 8-10 tane, dans-performans-tiyatro-sergi-konser-resital vb. etkinliğe, projeye destek sağlasa İzmir “ithal sanat”la beslenen bir panayır kentinden üreten bir sanat kentine dönüşebilir. Tüm arkadaşlarımızın ve benim de çabamız hep bu yönde... Alternatif olmak değil sadece “olmak” ya da daha doğrusu sadece “yapmak” dileğinde olan yüzlerce insan var. Bu insanlar için biraz oksijen, bir parça toprak, bir yudum su dileğimiz...
-Nasıl bir tiyatro dili etrafinda toplanıyorsunuz? Repertuarınızı oluştururken nasıl bir yol takip ediyorsunuz?
Semih Çelenk- Kuşku yok ki her yapımda farklı bir birliktelik söz konusu oluyor. Ama ben kendi içinde bulunduğum çabaların ortak paydasını söyleyebilirim size. Bir kez genellikle Türkiye ya da dünya prömiyeri yapıyoruz. Oynadığımız oyunlar muhakkak yeni oluyor. Ben tiyatroyu yalın olarak bir yükselti üzerinde “hikaye anlatmak”; “hikayenizi paylaşmak” işi olarak görüyorum. Derdimiz genellikle “yeni” hikayeler anlatmak oluyor. Daha çarpıcı, belki zaman zaman ters, zaman zaman cüretkar, anarşist hikayeler oluyor bunlar. Tiyatro yapıyorsanız yaşamla bir kan dolaşımınız olması gerektiğine inanıyoruz. Ya da ben böyle bakan insanlarla bir arada olmak istiyorum. Tiyatro, kimliksiz yapılan bir icra sanatı değildir. Derdi tasası vardır. Niye o oyun değil de bu oyun dediğinizde açıklama getirmeniz gerekir. Anlattığımız hikayenin ülke, dünya gündemiyle ya da sanatçı olarak sizin gündeminizle ilgili bir bağlantısı olması gerekir. Ama bugün “Hadi Moliere yapalım” “Hadi güzel bir Çehov yapalım” gibi kimliksiz bir tiyatro yapıldığını görebiliyorsunuz.. Dil demiştiniz değil mi? Dili belirleyen genellikle bu düşünce oluyor bizim yaptığımız işlerde. Bir de “sahici”olmaya çok dikkat ediyoruz. Samimiyet çok önemli bizim yaptığımız işlerde... Tiyatronun kulisine küfrederek girip, sahici bir hikaye anlatamazsınız. Metinlere bakarken de bizi, bugünü ifade eden, sürprizli, ironik, düşünsel yanı ağı basan ama asık yüzlü olmayan metinlere öncelik veriyoruz. Oyun önerisi birlikte çalıştığımız herhangi bir arkadaşımızdan da gelebiliyor... Muhakkak bir kişi oluşturmuyor repertuvarı. Herkes bu oyuna inanıyorsa sorun kalmıyor tabii...
-İzmir’de tiyatro seyircisi profiline bakarak, kent halkının tiyatroya ilgisi ne duzeyde, varolan tiyatrolar seyirciye cevap verebiliyor mu?
Semih Çelenk- İzmir’in 19.yüzyıldan gelen bir seyir geleneği var. Seyir geleneği yerleşmiş bir kent İzmir. Ancak o yılların bir alışkanlığı olsa gerek; hep dışardan gelen tiyatrolara “meşhurlar”a teveccüh gösterir nedense. Bu kente ait olan, bu kentin üretimi olan ve henüz meşhur olmamış oyuncular tarafından oynanan oyunlar yeterince ilgi görmez bu kent seyircisinden. 1940’larda rahmetli Avni Dilligil şehir tiyatrosunu kurduğunda da kapıda seyirci beklediklerini anlatıyor. Değişen birşey yok demek ki...Bu sorun nasıl aşılır inanın ben de bilmiyorum. Bu sosyo-genetik birşey olsa gerek. Geçen gün bir hesap yaptık. İzmir’de her yetişkin bir kez tiyatroya gitse yılda, Devlet Tiyatrosu dışında 25 tane özel tiyatro olması gerekiyor İzmir’de... Bilebildiğimiz rakamlar yılda 200-250.000 tiyatro bileti satıldığıdır İzmir’de.. Kent nüfusunun üçbuçuk milyon olduğunu düşünürseniz bu yüzde altıya denk gelir ki, bu da “tek seyirci” olarak yüzde 3 ya da 4’e denk gelir. Bu korkunç bir rakamdır. Herkes tiyatroya sinemaya gitmek zorundadır demiyoruz ama... Bu başka bir şeyin kentliliğin göstegesi olarak alındığında bir felaket habercisidir. Devlet Tiyatromuz yılda biri çocuk oyunu olmak üzere 6-7 oyun oynuyor ve bilebildiğim kadarıyla doluluk oranı oldukça iyi. Ama onların da biri çok küçük, biri yine küçük ve biri de sinema salonundan dönüştürülmüş ki yine küçük üç salonu var ve yetersiz. İzmir’de 100 bin civarında üniversite öğrencisi var. Ancak ne üniversite yönetimleri ne hocalar ne yerel yöneticiler bu gençlerin üniversiteyle birlikte uygar yaşantının olmazsa olmazı olan bir “sanat seyircisi” olarak yetiştirilmesi konusunda hiçbir çaba göstermiyorlar. Şimdiye kadar birçok fakülte ve üniversiteye yaptığımız işleri neredeyse bedava denilecek fiyatlara (mesela 2 YTL) sergilemek istedik; bizden salon parası istediler. Olayın daha farkında değiller. Anadolu’nun bir kentinden üniversite okumaya gelen dört yıl kampüsten çıkmadan mezun olan, kentteki hiçbir sanat etkinliğinden haberdar olmadan tekrar kendi memleketine dönen binlerce genç var. 1980’den bu yana kültürün ve sanatın altı hiçbir zaman çizilmedi. Toplum olarak “dibe vurma” diye tanımladığımız durumlar yaşıyoruz. Belki daha da kötü günler yaşayabiliriz. Yetkililer, ilgililer bu durumun bir an önce ayırdına varıp, “sanat seyircisi” yetiştirmenin kentli, uygar insan yetiştirmek demek olduğunu, insana yatırımın en önemli yatırım olduğunu görmeleri gerekiyor.
-’İzmir Sanat’ kurumu, nasıl bir yapılanma? Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı bir kurum bildiğim kadarıyla? Belediye destek oluyor mu tiyatronuza? İlişkileriniz nasıl?
Semih Çelenk- İzmir Sanat, Büyükşehir Belediyesi’nin Ahmet Piriştina başkan zamanında kurulmuş ve kültür sanat etkinliklerini organize eden bir kuruluşu... Sanırım mali olarak İzelman’a bağlı.. Ayrı bir yönetimi var. Burada yıllık etkinlik programları yapılıyor. Çok önemli sergiler, konserler, dinletiler, oyunlar sergileniyor yıl içinde. Çok dinamik, işini severek yapan bir kadrosu var ve bu haliyle İzmir’de büyük bir boşluğu dolduruyor. Birkaç yıldan beri sürekli temsiller veren bir Çocuk Tiyatrosu da var ve oyunları kapalı gişe oynuyor. Burası Metin Deniz’in yaptığı daha doğrusu dönüştürdüğü bir salon. Önceki yıllarda burası belediye televizyonu olan Kanal Ege’nin stüdyosuydu. Ancak ne de olsa burası bir etkinlik salonu ve prova aşamasında burayı çok fazla kullanamıyoruz. Belediye’nin bir hangar ya da benzeri işlevsiz bir mekanı “prova sahnesi” olarak amatörlere ve profesyonellere açması (hatta ücret karşılığı bile olabilir bu) çok büyük bir iyilik olur. Sürekli çalışacabileceğimiz bir sahnemiz yok ne yazık ki... Belediye ya da devlet desteğiyle ilgili olarak söyleyeceklerim beni bağlar tabii ki ama, ben devletin ya da belediyelerin tiyatrolara, sanata nakdi yardım yapmak yerine, sanat üretenlerin işlerini kolaylaştıracak önlemlei hayata geçirmesini yeğlerim. Örneğin belediye İzmir’de sanat faaliyeti gösteren kurumlardan tüm çalışanları için indirimli bilet alsa, bir prova sahnesi ayırabilse, tanıtımları için kimi ücretsiz bilboardlar tahsis etse, kısacası tiyatro üretenlerle işbirliği, dayanışma içinde olsa görevini çok daha iyi yerine getirmiş olur kanısındayım. Ama nakdi yardım anlamında birşey soruyorsanız, buna yanıtımız hayır. Şimdiye kadar yaptığımız projelerde hiçbir nakdi yardım almadık. Belediye kent çeperlerindeki çocuklara, yetişkinlere tiyatro götürmek için gerek bağımsız yapımlara gerekse Devlet Tiyatrosu’na işbirliği teklifleri götürebilir. Çünkü amaçlarımızın ortak olduğunu düşünüyorum: Bu kentin insanına sanat, kültür üretmek, kentlilik bilincinin oluşmasına katkı sağlamak. Umuyoruz ki bizim bu bakış açımızı paylaşan yöneticiler bir gün bu konuda kimi girişimlerde bulunmak gereğini hissederler. Yine de İzmir’de bulunmaktan, tiyatro yapmaktan, tüm arkadaşlarım da ben de çok mutluyuz.
Suha Çalkıvik NTV-MSNBC ————————————————————
Yöneten: Semih Çelenk Dekor: Zeki Karcıoğlu Kostüm: Melissa Kanneci- Deniz Saraçoğlu Işık Tasarımı: Abdullah Uyan
Oynayanlar: Gözde Okur, Uğur Bilgin, Timur Acar, Onur Buldu, Levent Aras, Mustafa Yıldıran
|