Sevgili Murat ve Özlem’e                                                   ömür boyu mutluluklar.                                             Bir yastıkta kocayın :)

;))))

    ‘Kıyamet Suları’ ve Eskişehir Belediye Tiyatrosu

Kardeşlerime...

Sizlerin yanında bulunmaktan inanılmaz keyif alıyorum.

Şükran borçluyum Şükrü Türen arkadaşıma, yollarımızın kesişmesine ve de bu ulaşılması zor duygu selini yaşamama vesile olduğu için. Ayrıca oyunumu oynanmaya değer bulduğu için de tabi.

Kendimi zaman makinesinden inmiş gibi hissediyorum, çalıştığınız sahneye her adımımı attığımda. İnancınız, diri ve lekesiz yürekleriniz beni okul yıllarıma uçuruveriyor ansızın. İlk oyunlarımı oynadığım günlerin heyecanını estiriyorsunuz içime. Eskişehir, eski Cebeci kokuveriyor birdenbire. Eski Sıhhiye deresi oluveriyor akan su. Ve gözlerimi dolduruyorsunuz her repliğinizle. Oyunumu oynadığınızdan değil ha. Oyuncularla empatiyle yaklaşan bir yazar değilim ki ben. Daha doğrusu yazar değil, yazarla arasında empati kurmaya çalışan muzip bir aktörüm. Öte yandan yazarlığı da çok seviyor, yaşadıkça yazmayı hedefliyorum. Ama oyuncu rolünü oynadım yıllar boyu. Sevdim de bu rolü. Kendime yakın buldum.Bir oyuncunun penceresinden baktım  ve de halen bakıyorum; salona, yönetmen ağabeylerimize, teşrifatçılara, hayata. Yıllarca siyah fondaki deliklerden gözledik usulca, suratsız suratları, dudak kemiren yönetmenleri, kelle sayanları, kelle sayamadığı için oyuncuya küsenleri... Kolay mı öyle birdenbire yazar koltuğundan kesmek ortalığı?..  (50 yaşına gelip beklentisiz olmak da 20’ li yaşlarda güzel beklentilerle dolmak kadar heyecan veriyor insana zaman zaman ;)

Yolun başlangıç noktasını yeniden görme fırsatı verdiniz bana. Unutmuştum o çok uzaklarda kalan ana istasyonun görüntüsünü. Uzaklaşalı epey zaman olmuştu. O noktadaki yeni yolcuların, o rotası belirsiz trene bindikleri an ne kadar inançlı, dipdiri, duyarlı, ne kadar esnek, meraklı, temkinli, gözükara ve de kırılgan olduğunu gösterdiniz. Düşlere inanan ama gerçeklikten sapmayan yepyeni sahipleri olduğunuzu hatırlattınız trenin.  İnançlı yüreklerin ne kadar su katılmamış olabileceğini gösterdiniz... Murat, Özlem & Özlem :) Savran, Mete, Hakkı, Basri... hepiniz... oyunda olan ve de olmayanlar.. yıllar sonra...  Alemi var mıydı koskoca adamı kendiyle, mesleğiyle, geçmişiyle hesaplaşmak zorunda bırakmanın?:))

Sizinle birlikteyken, zaman zaman salonda oturan ‘orta yaşlı, sulugöz yazar ağabeyinizi izledim aranızda bir yerlerden, belli etmeden, sizler o ağabeyin on küsur yıl önce kurmaya çalıştığı cümlelerle boğuştuğunuz esnada. Sizler ‘kıyamet’ in sularında kardeşçe ve hesapsız seyrederken, ben çaktırmadan kolaçan ettim şöyle bir; bazan yazarı, bazan sizi, bazan ilk yıllarımı, bazan geleceğimizi.. Salondan fırlayıp yanınıza sığınmak istedim. Güzel şey be oyunculuk. Kim ne derse desin. İnsan, ‘ben bunları yaşamış mıydım, yoksa sadece yazmış mıydım, yoksa yazmayıp bir zamanlar oynamış mıydım?’ noktasına gelmeden, tadı damakta kala kala, oynamaya devam etmeli.   Yıllar boyu kendimde , arkadaşlarımda, hatta yabancı oyuncularda gözlemlediğim benzer davranışlar, benzer yaşamlar, benzer tepkiler, travmalar, yerli yersiz kalp çarpıntıları, benzer takıntılar ve de daha bir çok şey, kafamda, ‘acaba oyuncu makulesine mahsus özel bir gen yapısı mı mevcut?’ gibilerden saçma sapan sorular oluşmasına yol açtı. Şaka bir yana, gerçekten benziyoruz birbirimize. Hasbelkader benim ve de ustaların yazdıkları ise sadece biz oyuncuların ‘günlük yapılacaklar’ listesi.

‘Kıyamet canlandırılacak.’ ya da, ‘Bu gece Othello olay çıkartacak.’

Kim ne yazarsa yazsın. Yazanın tezgahından çıkmış artık iş. Kendi yoluna koyulmuş. Bize oynamak düşüyor bir süreliğine. (Ben raporluyum bu oyunda :)

Ve de yollarınız kesişivermiş o güzel tiyatro salonunda, kendi halinde bir yazar adayı oyuncunun ilk oyunuyla.

Biliyor musunuz, ben hiç bilmezdim bu şehri. Ankara’ dan boğulmak üzereyken atladığım trenlerin penceresinden baktım yıllar boyu bozkırın kıyısına, İstanbul özlemiyle yanıp tutuştuğum zamanlarda. Şimdi ise, ‘geleceğe dair ütopik projelerim’ listesinde, yaşayabileceğim üçüncü şehir, Eskişehir. İstanbul ise cezalı. Çoktan çıkartıldı listeden.

Ve de mesleğim adına - bunu bütün samimiyetimle yazıyorum - gurur duyuyorum siz kardeşlerim, dostlarım, arkadaşlarım, meslekdaşlarımla; zaman zaman oyunlar da kaleme alan, aslında gen haritasında -  ama iyi ama kötü - ‘oyuncu’ diye yazan, oyuncu gibi yaşayan  yakın bir akrabanız olarak.

Oyuna gelince: Neye benzedi, ne anlatıyor, anlatabiliyor mu, nasıl oynanıyor, rejisi nasıl?.. Buna benzer sorular bundan böyle  başkalarının ilgi alanına giriyor. Biz kapandık, hazırladık, allayıp pulladık, noktasını koyduk, görücüye çıkartıyoruz. Görücü beğenmezse yeniden kapanır, yeniden hazırlar yeniden açarız kapılarımızı.  Ama ‘Kıyamet’ olmaz ‘Ziyafet’ olur. Ya da Hamlet. Eğer görücü beğenecek olursa da ne ala. Kutlarız hepbirlikte, o gece yarısına beş kala bizi def eden boyalı bıyıklı garsonun meyhanesinde, atar bahşişimizi yolumuza devam ederiz.

1994 yazında Jüpiter’e bir göktaşı çarpacaktı. Bense Gümüşlük semalarında kozmik infilaklar görmeye çabalarken, bir yandan da hayalimdeki oyun kişilerini buyur ediyordum evimin terasına, daktilomun durduğu plastik yemek masasının karşısındaki divana. O yaz sizler nerelerdeydiniz acaba? Hangi kesişme noktalarındaydınız? Ben aynı zamanda, bu yaşadığımız günleri de hayal ediyordum, terasta ilk oyunumun rol kişileriyle ön konuşmalarımı yaparken. Ve de hayallerim adına çok teşekkür ediyorum hepinize. Bütün benliğimle.    Turgay Kantürk kardeşim diriltti. Anlaşılmazlarıma bile anlam kattı. Sizler de ruh kattınız. Başka ne diyebilirim ki?.. Ciddi yazılar kuramcıların işi. Biz kuranlarız. Bunu da kuranlara has yöntemlerle, pür ciddiyet yapmaya çalışıyoruz işte. :) sevgiler.. civan

 

Ocak.2006. ‘Kıyamet Suları’ prova resimleri.

info@civancanova.net

 

[civan canova]
[
index]
[
Özgeçmiş]
[
Oynadıklarım]
[
Oynanan Oyunlarım]
[
Düğün Şarkısı 2006]
[
Ful Filizlenirken]
[Eskişehir' den]
[
Söyleşi]
[
Kıyamet Suları]
[
Sokağa Çıkma Yasağı]
[
Erkekler Tuvaleti]
[
TiyatroBiz]
[
Light Beyond Red]
[
MAHİR CANOVA]
[
Annem]
[
kardeslerim]
[
Albüm]
[
Benim Sakladıklarım]
[
Karaladıklarım]
[
Tuna'nin Korsanlari (Yeni)]
[
Yitirdiklerim]
[
Son sayfa]