Kış..
Berbat bir gün..
Yoğun bakımdayım. Kolumda serum var. Başımda insafsız abla ve babam.. Her tarafım sızlıyor. Ölümden döndüm.
Sabahtı. Babam bir kaç gün önce sigara denen o duman üfleyen şeytanı, artık içmemeğe karar verdiği için, her zamankinden daha sinirli bu günlerde. Şeytanla anlaşmayı bozunca, bir süre böyle oluyormuş insanlar. Sağlıklı yaşayacak ya, uyanır uyanmaz kendine portakal suyu sıkmaya karar verdi. Büyük bir özenle beş altı portakalı kesti ortalarından. Sonra  portakalların suyunu sıkan yaratığı çıkardı dolaptan. Kuyruğunu prize taktı. Ben mutfak masasına yayılmış onu izliyordum. Çalışmayınca da öyle bir köpürdü ki birden, kuyruğunu hışımla prizden çektiği gibi yere fırlattı. Başladı üstünde tepinmeye. Zavallı, can çekişmeye bile fırsat bulamadan paramparça oldu. Ben tabi hemen naş.. Buzdolabının arkasına.. Bir süre küfürler ederek tepindi. Hırsı geçince de, sanki hiçbir şey olmamış gibi topladı kırık parçaları, çöp torbasına doldurdu. Sonra da kapıcı alsın diye kapı önüne bıraktı.
İşte tam o sırada sıvıştım.
Babam sokak kapısını açar açmaz, usulca çıktım olduğum yerden ve bacaklarının arasından süzüldüm dışarı.
Süzülmez olaydım.
Hiç de düşündüğüm gibi değilmiş sokaklar.
Zemin kata indiğimde Alpay abimin dairesinden müzik sesi geliyordu. Kapalıydı evin kapısı. Apartman kapısı ise ardına kadar açıktı. Hemen çıktım kapıdan.
Alpay abimin penceresi de aralıktı. Bu daha da cesaretlendirdi beni. Başıma kötü bir şey gelecek olsa, zıplardım içeri. Alpay abime sığınırdım. Ama nerde.. Fırsat kalmadı ki... Paramparça etti suratımı o serseri kör tekir. Sonrada ötekiler. Topal mestan, Kuyruksuz, Cazgırhoppa ve Çöpşeytanı.  Anamdan emdiğim sütü burnumdan getirdiler.
Neyse.. bari sırayla anlatayım başıma gelenleri.
Sokak kapısını aşmak çok kolay oldu. İçimi hafiften bir tedirginlik kapladısa da, sürekli telkinlerle cesaret vermeye başladım kendime.
‘Korkma oğlum. Muhtaç olduğun cesaret ya da gaflet.. genlerindedir.’
Tam böyle değil ama bunun gibi dolduruşlar işte..
Bahçe merdivenlerinden aşağıya, sokağa doğru inerken, arada bir  dönüp arkama bakıyordum.                              Merdivenleri yarıladığımda hafiften bir ürperti kapladı içimi. Duraksadım. Yukarıya; evimin balkonuna doğru göz attım.
Nihayet çocukluğumdan beri bakıp bakıp bir türlü ulaşamadığım yerdeydim işte. Pencere saçaklarıma konan yılışık güvercinleri gördüm sonra.. Kuş beyinliler diye geçirdim içimden. Alabildiğine özgürdüler. Canları istemeye görsün; sokakları, denizi, hatta karşı dağları bile aşabiliyorlardı bir çırpıda. Özgürlüğün tadını çıkarıyorlardı sabahtan akşama kadar. Benim ne eksiğim vardı ki onlardan. Yoluma devam ettim. Çöp bidonlarına doğru daha bir güven içersinde ilerleyebilmek için, merdivenlerin hemen yanıbaşındaki yeşilliklerin arasına girmeğe karar verdim. Ve de kararımı uygulamakla ilk hatamı yapmış bulundum. Yeşillik olarak gördüğüm bitki yığınının çalı çırpı, diken ve de böceklerle dolu olabileceğini hesaba katmamıştım. Patilerim ve de başımda hafif çizikler oluştuysa da, o an pek umursamadım bunu. Çatıdan imrenerek izlediğim arkadaşlarla tanışmak, koklaşmak için can atıyordum.
Seslenmeğe başladım;
‘Kimse yok mauuuuu?’
Bir yandan da ilerliyordum. Tüylerim diken ve böceklerle dolmuştu. Bir an içimden gerisin geri dönmek geldiyse de, geceler boyu gördüğüm cinsel rüyaları ve çaresizliğimi aklıma getirerek yoluma devam ettim.
‘Kimse yok mu? Ben geldim..’
Çöp bidonlarıyla aramda, sadece bir çırpıda sıçrayıp aşabileceğim yükseklikteki bahçe duvarı kalmıştı. Kalbim küt küt atmaya başladı. Az önce duyduğum korku, yerini garip bir heyecana bırakmıştı. Dikleştiğimi fark ettim. Yalanmaya başladım.
İşte tam o anda babamın sesini duydum. Balkona çıkmış, Köfte diye bağırıyordu. İkinci hatamı yaptım. Toparlandım ve babamı duymazdan gelip duvara sıçradım.
‘Köfte. Nerdesin?’
Küstahlığı iyiden iyiye ele almıştım artık. Hiç oralı olmadım. Babamın telaşlı sesini umursamadan müstakbel arkadaşlarıma seslendim. Amacım ilkin onlarla arayı yapmak sonra da yüreğimi hoplatanı tavlamaktı. Ben de az değildim hani. Kurnazlık babalara mı mahsus sadece?.
‘Kimse yok mauuuuuu?’
Duvarın üzerinden çöp bidonlarına baktım.
Üç tane kocaman, içi hazine dolu bidon beni çağırıyordu.. İkisinin kapağı yarım aralıktı.  Ortadakinin kapağı ise yerdeydi. Kapağı aralık olanlar ağzına kadar çöp doluydu. Ortadaki ise öbürlerine göre boş sayılırdı ve de bana en yakını oydu. Kenarında ise içi dolu bir poşet asılıydı.
Bir süre seçim yapmakta zorlandıysam da, sonunda orta bidonun içine atlamaya karar verdim. Bu nedenle  hemencecik bir stateji belirledim kendime. Önce kenarda asılı poşete zıplayıp ona tutunacak, oradan bidonun içini kontrol edecektim. Dünya hali bu.. Ne olur ne olmaz. Ya içerde psikopat bir kedi varsa?..  Eğer güvenli ve gerisingeri çıkılabilir gibiyse, ikinci bir sıçrayışla bidona içine atlayabilirdim. Bidonun kenarına asılmış mavi çöp poşetine doğru ilk hamleyi yaptım. Üçünçü ve en büyük hatam da bu oldu.  Tutunmayı hesapladığım poşetle birlikte bidonun içinde buldum kendimi. Poşet patladı ve içindekiler üzerime yığıldı. Canhıraş bir çığlık kopardım. Üzerimdeki çer çöp yetmezmiş gibi bir de çay artıkları ve çöp sularına bulaşmıştım.
Yukarıya doğru bakarak nasıl dışarı zıplayacağımı düşünürken, ansızın bidonun dibindeki kağıtlar arasından tanıdık bir koku aldım.
Kağıtları biraz eşelediğimde, müthiş bir görüntüyle karşılaştım. Karşımda yarısı parçalanmış yavru bir kedi duruyordu. Şaşkındım. İlkin bir çığlık daha atmak istedim. Sonra da önüne geçilmez bir merakla cansız yavrunun tüylerini koklamaya başladım. Derken dışarıdan gelen bir mırıltıyla irkildim. Başımı yukarı doğru kaldırdığımda ise, yanımdaki bidonun kenarından bana bakan tek bir göz gördüm.
Derken gözler üç oldu.
İki çift kedi kafası ve üç göz.
Kör mestan ve Kuyruksuz; yanımdaki bidonun kapağına çıkmış bana bakıyorlardı.
‘Selam’ dedim, korkarak.
Kör mestan hırlayarak cevap verdi.
İnlemeyle karışık, yineledim selamımı. Bu sefer Kuyruksuz çıkardı kamburunu. İşlerin sarpa saracağını hissetmiştim ufaktan. Gene de korkulacak bir durum yokmuşcasına derdimi anlatmaya karar verdim.
‘Ben köfte.’
‘Ya. Bana da Kör mestan der arkadaşlar.’
‘Beni de Kuyruksuz diye çağırırlar.’
‘Memnun oldum.’
Oysa ses tonumdan hiç  de memnun olmadığım apaçık belli oluyordu.
Derken kırıtarak üçüncüsü belirdi yanlarında.
‘Kim bu hamam oğlanı?’
Onun sesiydi bu.
Geceler boyu beni uyutmayan kadının sesiydi. Tam karşımda duruyordu işte. İri, çimen yeşili gözleriyle bana bakıyordu. Kalbim daha da hızlı çarpmaya başladığını hissettim. Nerdeyse sesini duyuyordum küt küt atan yüreğimin. Bir an için içinde buluduğum tehlikeyi bile unutuverdim.
‘Merhaba.. Ben Köfte.’ diyebildim, ‘Ben tanıyorum sizi...’
Sanki beni duymamış gibi başını yana doğru çevirerek kirli sarı gerdan tüylerini yaladı.
Sonra tekrar dönerek cilveli ve de vahşi bir bakış attı.
Diğer iki serseri gözlerini bana dikmemiş olsalar, birlikte hoş dakikalar geçirebileceğimizi düşündüm. Kör mestan ve Kuyruksuz bakışlarını gözlerimin içine sabitlemişlerdi. Beklenmedik bir atakla üzerime atlayacakmışcasına,  hareketsiz, öylece duruyorlardı.
‘Öyle mi? Demek Köfte.’ dedi kadın, hırıltılı bir sesle.
Sesinin tonu içimi gıcıkladı.
Aportta bekleyen iki serseriye rağmen hala anlamsız bir biçimde - belki de çaresizlikten - kamburumu çıkarmış, dimdik duruyordum..
Sonra bir an için de olsa, tehlikeyi unutup yalandım.
Sonra tekrar onlara döndüm.
Kör mestan pozisyonunu hiç bozmadan, sert bir kuyruk darbesiyle susturdu kadını.
‘Kapa çeneni Cazgırhoppa.’
Bir an bu ismin sevdiğim kadına hiç de uygun olmadığını düşündüm. Onlara aldırmamaya çalışarak yukarı, Cazgırhoppa’ ya doğru bir hamle yapmak istediysem de tekrar olduğum yere düştüm.
Ben düşünce Cazgırhoppa şuh bir kahkaha attı. Bu sefer Kuyruksuz, sert bir pati darbesiyle susturdu kızı.
‘Kes sesini!!
Cazgırhoppa oralı olmadı. Alayla boynumdaki pire tasmasına baktı.
‘Aman da tasması da varmış.’ dedi alaycı bir tonla. Ardından, ‘Kılıbık züppe’ diye ekleyerek uzun bir kahkaha attı. Diğer ikisi benzer tonda sesler çıkarmaya başladılar..
‘Sadece tasması mı, zili de var piç kurusunun.’ diye cevap verdi Kuyruksuz.
O an babama, iki gece önce boynuma o iğrenç şeyi taktığı için çok kızdım. Olmadık küfürler savurdum içimden. Derken bir başkası belirdi. Ardından dördüncüsü belirdi.
‘Ne oluyor burada?’
‘Bu piç kurusu Cazgırhoppa’ yı düzmek istiyor.’ diye cevap verdi Kuyruksuz.
‘Neden olmasın?’ diye yanıtladı Cazgırhoppa, ‘Tertemiz bir zengin yetiştirmesi. Üstelik zili de var. Değişik bir fantezi. Denemeğe değer’
Bunu öyle yüksek sesle söyledi ki, sanırım bütün mahalle duydu şöylediklerini.
Kör mestan tırnaklarını iyice çıkardı ve Cazgırhoppa’ ya dönerek , kadının yanağına oldukça şiddetli bir tokat çaktı.
Eğer onu tokatı ben yemiş olsaydım, eminim ağlaya ağlaya kaçacak delik arardım. Cazgırhoppa hiç oralı olmadı. Aynen karşılık verdi kör kediye. Ardından da şöyle dedi;
‘Ne o kıskandın mı? Yoksa sen mi yatmak istiyorsun onunla?’
Sonra da şaşırtıcı bir biçimde, sanki hiçbir şey olmamış gibi tekrar bana döndüler. Cazgırhoppa kısa bir süre tekrar yaladı gerdanını.
Bense az önce onun ne demek istediğini düşünüyorum. Boynumdaki zilin fatezi ile ne ilgisi olabilirdi ki?.. Üstelik ben zengin çocuğu falan da değildim. Babam aylardır sadece portakal, tost ve çayla besleniyordu. Hatta bazan iki güne bir portakal düşüyodu.
Bu arada kadının  yediği şamarın altında kalmayıp karşılık vermesi hoşuma gitmiş, üstelik cesaretlendirmişti beni. Bir hamle daha yaptım bidonun dışına doğru ama tekrar düştüm. Dördü birden alay eder gibi sesler çıkarmağa başladılar.
Burun ucuyla yeni geleni işaret edip, ‘Bu da Çöpşeytanı.’ dedi Kör mestan , gözlerime bakarak..
‘Selam Çöpşeytanı.’ diye yineledim selamımı. ‘Memnun oldum.’ Dedim.
‘Öyle mi’ diye cevap verdi Kuyruksuz, ‘Demek memnun oldun?’
‘Bu bidonların kime ait olduğunu biliyor musun?’ diye sordu Çöpşeytanı.
‘Hayır, bilmiyorum. Biz yukarıda oturuyoruz babamla. Babam hiç sevmez sokak kedilerini.’ Diye yalan uydurdum. ‘Kaç tanesini şişledi sapanla. Hatta az önce elinde sapan dolanıyordu buralarda. Ben sizin yerinizde olsam bir an önce tabanları..’
‘Yok ya?’ diyerek sözümü kesti Kuyruksuz. ‘Başka?’
‘Yani diyeceğim..  komşunuz sayılırım. Dedim ya, yukarıda oturuyorum.’ diye cevap vardim ama dinlemediler beni.
Çöpşeytanı sürdürdü konuşmasını,
‘Demek bu bidonların kime ait olduğunu bilmiyorsun. Peki öğrenmek ister misin?.’
‘Sizin için bir sakıncası yoksa elbette isterim.’ dedim kibarca.
‘Duydunuz mu?’ dedi Çöpşeytanı diğerlerine, gözlerini benden ayırmadan. ‘Bizim için bir sakıncası yoksaymış..’
‘Duymaz olur muyuz?’ diye karşılık verdi Kör mestan, ‘Öğrenmek istiyormuş.’
‘O zaman birinci dersten başlayalım.’dedi Çöpşeytanı. Bir an olduğu yere çöktü ve apış arasını yalamaya başladı.
O an başıma gelecekleri anlayarak müthiş bir feryatt kopardım.
‘Baba!’
‘Hadi iş başına.’ diye bağırdı Çöpşeytanı. ‘Marş marş!’
Önce Çöpşeytanı, ardından Kör mestan, Kuyruksuz sırayla atladılar çöp bidonundan içeri.
Cazgırhoppa kapağın üzerinden bize bakıyordu. Sonra o da katıldı diğerlerine.
‘Baba! Yetiiş!’
Cazgırhoppa’ nın dişlerini esemde hissettim. Çöpşeytanı arkamda, pencelerini sıtıma saplamış bir şeyler becermeğe çalışıyordu. Diğerleri de sürekli tokatlıyordu beni. Başıma öne eğerek gözlerimi korumaya çalıştım. Son olarak,  İmdat diye bağırdığımı hatırlıyorum.
Derken babamın yalkaşan sesini duydum.
‘Köfte! Nerdesin oğlum!’
Gerisini hatırlamıyorum.
Az önce kendime geldiğimde yoğun bakımdaydım.
Şu an her tarafım sızlıyor.
İnsafsız abla az önce eliyle bir şey içirdi bana.
Babam sürekli patimi tutuyor. İnsafsız abla da tüylerimi okşuyor.Ona İnsafsız demekle ne kadar haksızlık ettiğimi şimdi anlıyorum. Az önce gönlünü almak için elini yaladım, sonra da, ‘Mauuu..’ dedim, bi gayret..
‘Canım benim.’ diye karşılık verdi. 
Tabi en çok da babamı seviyorum.
Babam hala bıkmadan usanmadan patimi tutuyor. Hiç kızgınlık yok gözlerinde.
Bu deneyim bana çok önemli bir şey öğretti.
Yeraltı alemi hiç de bana göre değil. Bir daha kaçmam kolay kolay.
Umarım doğal dürtülerim tekrar o noktaya getirmez beni. Bu intihar demek olur benim için.
Değer mi basit bir kadın uğruna?..
İntihar?.. O da ne?..

“...Ve evrenin efendisi Kronos, yarattığı evlatlarını  yutuyor,  yiyip bitiriyordu.

                        
                                                                                        

Sonra Zeus geldi.

Kronos’ u  öldürerek ölümsüzlüğe kavuştu.

Kronos, henüz yiyip bitirmemişti Zeus’ dan onbinlerce dünya yılı sonra vücuda gelen çocuğun çocukluğunu.

Önünde çocuk olarak  geçireceği  bir kaç haylaz, sorumsuz, sene

daha vardı henüz..                                                                                    

Korumasız, korunmasız, içgüdüsel tepkilerin neden olduğu,

kendince olağan, başkaları tarafından azgınlık sayılabilecek

saldırganlıklarla dolu bir kaç yıl...’’

info@civancanova.net

 

[civan canova]
[
index]
[
Özgeçmiş]
[
Oynadıklarım]
[
Oynanan Oyunlarım]
[
MAHİR CANOVA]
[
Annem]
[
kardeslerim]
[
Albüm]
[
Benim Sakladıklarım]
[Karaladıklarım]
[
Üşümek]
[
Bir Yılbaşı]
[
Haiku Özentisi]
[
Özel Bir Gün]
[
Köfte Yürek]
[
ÇITIRKIZ]
[
Kısacık Bi Oyun]
[
Tuna'nin Korsanlari (Yeni)]
[
Yitirdiklerim]
[
Son sayfa]