Tiyatro

    Prömiyer

           

          Prömiyer

          Yazan: Civan Canova
          Yönetmen: Işıl Kasapoğlu
          Dekor Tasarım: Hakan Dündar
          Kostüm Tasarım: Esra Selah
          Işık Tasarım: Hakan Özdemir
          Yönetmen Yardımcısı: K. Alpay Aksum
          Asistanlar: Nevra Sayar, H. Ebru Gülerarslan

          Sahne Amiri: H. Reşit Erte, Ö. İsmet Kızılbağlı

          Işık Kumanda: Emre Erbaş 

          Rol Dağılımı:

          Bengisu Gürbüzer Doğru, Tuncay Aynur, Alpay Aksum, Özgür Keçeci, Gökçe Yurtsal, Umut Toprak, Özge Mirzalı, Doğan Doğru, Özgür Baş, Mustafa Uzman, Ahmet Çökmez, Yaşar Özboz, Eren Özyalçın, Ebru Gülerarslan, Nevra Sayar, Işıl Yücel, Mehmet Kızagül, Süleyman Kabaali, Emrah Deviş Soylu, Tuan Öztürk, Ozan Arabacı, Pırıl Kadıoğlu,Gülesin Gelenbevi, Gülay Say

        • Konya Devlet Tiyatrosu 2010

 

 

              Prömiyer’ in Prömiyeri

‘Prömiyer’ benim on dördüncü oyunum. On üçüncü olmaması için araya bir çocuk oyunu sıkıştırmıştım. Batıl inancım olduğudan ya da çocuk oyunlarını daha az ciddiye aldığımdan değil...  Ne bileyim, hani varsa bile bir hikmeti, bari Prömiyer’ e  dokunmasın diye düşünmüş olmalıyım.  Şaka değil,  anlık da olsa aklımdan geçmişti bunlar. Gene de ‘Prömiyer’ e başladıktan sonra yarım bırakakarak, hesapta olmayan bir çocuk oyunu üzerine çalışmam tamamen tesadüfi oldu. 

O yaz, çok heyecan duyarak oturmuştum masa başına. Niyetim  şu an bitmiş halini izleyeceğiniz  oyunu yazmak değildi. Birbirinin içine geçmiş zaman dilimlerini kurgulayacaktım. Antik çağ, rönesans ve şimdiki zaman. Bu dönemlerde yaşayan kişileri buluşturmaktı niyetim.  Çatışma, çağlar arasındaki zihniyet ve algılayış farkından kaynaklanacaktı. Konuyu az çok toparlamıştım kafamda. Sonra araya başka işler girdi, yazmaya ara vermek zorunda kaldım.  Koşuşturmalar sona erip de sıra yeniden yazmaya geldiğinde ise maalesef kendimi  ilk başladığım zamanki havamdan oldukça uzaklaşmış hissettim. Kaderde çocuklara bir oyun hediye etmek varmış.

Aradan bir yaz daha geçti. 

Prömiyer’ i bitirmek üzere yeniden açıp yazmış olduğum ilk sahne taslaklarını tekrar okuduğumda, kurgulamaya çalıştığım dünyanın aslında komediye daha yatkın olduğunu düşünmeye başlamıştım. Shakespeare’ in dediği gibi, hayatın kendisi zaten bir sahne değil miydi? O halde fantastik bir kurgu yapmak yerine, gerçek tiyatro sahnesinde oynanan dönem oyunlarının, hayatta vuku bulabilecek biçimde birbirine karışması, hayatın doğal akışına daha uygun olacaktı.

Bir yanım böyle düşünüyordu ama diğer yanım ilk başladığım halini sürdürüp geliştirme konusunda ısrar ediyodu. 

Sıra kendimi ikna etmeğe gelmişti.

Zaten şimdiye kadar yeterince uçmamış mıydım yazarken?  Ayrıca yayıncım da söyleyip duruyordu,  “Biraz da ayakları yere basan oyun yaz” diye. Böylelikle onun  önerisini de bir kez olsun kulak ardı etmemiş olacaktım. Üstelik oyun bitiminde oyuncular kara kara düşünen seyirciyi uğurlamak yerine, eğlenmiş ve az çok gülmüş insanara selam verip el sallayacaklardı. E bende bir oyuncuydum nihayetinde. Finalde düşünceli suratlar görmektense gülen çehrelerle vedalaşmayı tercih ederdim. 

Geceler boyu kendimle mücadele ettikten sonra nihayet son kararımı verdim ve komedide karar kıdım.

İşte böyle başladı ‘Prömiyer’ maceram. Bir yıla yakın boğuştuk kendisiyle. Ve bitirip kapağını kapattığında, her oyunumla olduğu gibi onunla da ayrıldı yollarımız. Her yeni oyun bitirdiğimde aynı duyguya kapılırım ve şöyle derim biten oyunuma;

“Artık sana ancak günün birinde seyirci koltuğundan bakabilirim. O da hak ediyorsan ve şansın varsa. Ve.. ikimiz de oldukça değişmiş olsak bile, emin ol hoşlanırız bu buluşmadan. ”

Oyunu yazarken duymak istediğim en güzel haber ise kapağını kapattıktan tam bir yıl sonra sevgili Işıl Kasapoğlu’ nun telefonuyla fısıldandı kulağıma;

“Konya Devlet Tiyatrosu ‘Prömiyer’ in dünya prömiyerini yapacak.”

Bu sefer  sevgili Işıl  boğuşmaya başladı onunla. Ve de tiyatrocu kardeşlerim.

Yazarlığa soyunmuş bir aktör telepatisiyle, yer yer seslerini duyar gibi oldum uzaktan. Bazan tıkadım kulaklarımı. Bazan da kahkahalarını hissedip mutlu oldum. Cümlelerim ve yazdığım sahneler üzerindeki  irili ufaklı makas darbelerini yüreğimde  hissettim. Yazar olarak bozulsam bile aktör olarak hak verdim makasçılara. Hele oyunu, yönetmenimin o sempatik ve de tipik şahin gözlükleriyle okumaya çalıştığımda, kendimi eğlenceli, işe yarar ama biraz da çenesi düşük buldum.

Yazma, basma, okuma, seçme, yönetme ve oynama fasılları bitip de sıra selama geldiğinde ise can-ı gönülden alkışladım bütün emeği geçenleri.

Ve de tüm çabalarımız, izleyenlerin salondan mutlu ayrılmaları içindir. Hani bizler  de, işin sahne ve sahne gerisindeki emekçileri olarak, çalıştığımız işten haz alır da tadını çıkarırsak ne ala.

Başta Konya Devlet Tiyatrosu müdürü sevgili okul arkadaşım Tomris Çetinel’ e, oyunumu  sahneye koymaya değer bulan sevgili Işıl kasapoğlu’ na, oyuncu kardeşlerime  ve “Prömiyer” i  elinden tutup tiyatro hayatımıza sokan ve onunla prömiyer yapan, ona terini katan herkese sonsuz teşekkürlerimi ve sevgilerimi sunuyorum.

                                                                                               Civan Canova

 

Konya Devlet Tiyatrosu tarafından 2010 Nisan ayında üçüncüsü düzenlenen “Bin Nefes Bir Ses” tiyatro festivaline, uluslararası Türkçe tiyatro yapan on ülke katıldı. “Prömiyer” adlı oyun da bu festival kapsamında sahnelendi

Kosova Prizren Nafiz Gürcüali Türk tiyatrosu oyuncuları ile bütün bir gece özlem giderdik

Ben, Hayrullah Şkurtak ve Nafiz Gürcüali

Etem Kazaz, Ben, Nafiz Gürcüali

[civan canova]
[
index]
[
Özgeçmiş]
[
Oynadıklarım]
[
Oynanan Oyunlarım]
[
ÜSTAT HARPAGON]
[PRÖMİYER]
[
Ful Filizlenirken]
[
Düğün Şarkısı 2006]
[
Eskişehir' den]
[
Söyleşi]
[
Kıyamet Suları]
[
Sokağa Çıkma Yasağı]
[
Erkekler Tuvaleti]
[
TiyatroBiz]
[
Light Beyond Red]
[
OGUZ ATAY ODULU]
[
MAHİR CANOVA]
[
Annem]
[
kardeslerim]
[
Albüm]
[
Benim Sakladıklarım]
[
Tuna'nin Korsanlari]
[
Sacmalamalar]
[
Yitirdiklerim]
[
Son sayfa]