|
‘Prömiyer’ benim on dördüncü oyunum. On üçüncü olmaması için araya bir çocuk oyunu sıkıştırmıştım. Batıl inancım olduğudan ya da çocuk oyunlarını daha az ciddiye aldığımdan değil... Ne bileyim, hani varsa bile bir hikmeti, bari Prömiyer’ e dokunmasın diye düşünmüş olmalıyım. Şaka değil, anlık da olsa aklımdan geçmişti bunlar. Gene de ‘Prömiyer’ e başladıktan sonra yarım bırakakarak, hesapta olmayan bir çocuk oyunu üzerine çalışmam tamamen tesadüfi oldu.
O yaz, çok heyecan duyarak oturmuştum masa başına. Niyetim şu an bitmiş halini izleyeceğiniz oyunu yazmak değildi. Birbirinin içine geçmiş zaman dilimlerini kurgulayacaktım. Antik çağ, rönesans ve şimdiki zaman. Bu dönemlerde yaşayan kişileri buluşturmaktı niyetim. Çatışma, çağlar arasındaki zihniyet ve algılayış farkından kaynaklanacaktı. Konuyu az çok toparlamıştım kafamda. Sonra araya başka işler girdi, yazmaya ara vermek zorunda kaldım. Koşuşturmalar sona erip de sıra yeniden yazmaya geldiğinde ise maalesef kendimi ilk başladığım zamanki havamdan oldukça uzaklaşmış hissettim. Kaderde çocuklara bir oyun hediye etmek varmış.
Aradan bir yaz daha geçti.
Prömiyer’ i bitirmek üzere yeniden açıp yazmış olduğum ilk sahne taslaklarını tekrar okuduğumda, kurgulamaya çalıştığım dünyanın aslında komediye daha yatkın olduğunu düşünmeye başlamıştım. Shakespeare’ in dediği gibi, hayatın kendisi zaten bir sahne değil miydi? O halde fantastik bir kurgu yapmak yerine, gerçek tiyatro sahnesinde oynanan dönem oyunlarının, hayatta vuku bulabilecek biçimde birbirine karışması, hayatın doğal akışına daha uygun olacaktı.
Bir yanım böyle düşünüyordu ama diğer yanım ilk başladığım halini sürdürüp geliştirme konusunda ısrar ediyodu.
Sıra kendimi ikna etmeğe gelmişti.
Zaten şimdiye kadar yeterince uçmamış mıydım yazarken? Ayrıca yayıncım da söyleyip duruyordu, “Biraz da ayakları yere basan oyun yaz” diye. Böylelikle onun önerisini de bir kez olsun kulak ardı etmemiş olacaktım. Üstelik oyun bitiminde oyuncular kara kara düşünen seyirciyi uğurlamak yerine, eğlenmiş ve az çok gülmüş insanara selam verip el sallayacaklardı. E bende bir oyuncuydum nihayetinde. Finalde düşünceli suratlar görmektense gülen çehrelerle vedalaşmayı tercih ederdim.
Geceler boyu kendimle mücadele ettikten sonra nihayet son kararımı verdim ve komedide karar kıdım.
İşte böyle başladı ‘Prömiyer’ maceram. Bir yıla yakın boğuştuk kendisiyle. Ve bitirip kapağını kapattığında, her oyunumla olduğu gibi onunla da ayrıldı yollarımız. Her yeni oyun bitirdiğimde aynı duyguya kapılırım ve şöyle derim biten oyunuma;
“Artık sana ancak günün birinde seyirci koltuğundan bakabilirim. O da hak ediyorsan ve şansın varsa. Ve.. ikimiz de oldukça değişmiş olsak bile, emin ol hoşlanırız bu buluşmadan. ”
Oyunu yazarken duymak istediğim en güzel haber ise kapağını kapattıktan tam bir yıl sonra sevgili Işıl Kasapoğlu’ nun telefonuyla fısıldandı kulağıma;
“Konya Devlet Tiyatrosu ‘Prömiyer’ in dünya prömiyerini yapacak.”
Bu sefer sevgili Işıl boğuşmaya başladı onunla. Ve de tiyatrocu kardeşlerim.
Yazarlığa soyunmuş bir aktör telepatisiyle, yer yer seslerini duyar gibi oldum uzaktan. Bazan tıkadım kulaklarımı. Bazan da kahkahalarını hissedip mutlu oldum. Cümlelerim ve yazdığım sahneler üzerindeki irili ufaklı makas darbelerini yüreğimde hissettim. Yazar olarak bozulsam bile aktör olarak hak verdim makasçılara. Hele oyunu, yönetmenimin o sempatik ve de tipik şahin gözlükleriyle okumaya çalıştığımda, kendimi eğlenceli, işe yarar ama biraz da çenesi düşük buldum.
Yazma, basma, okuma, seçme, yönetme ve oynama fasılları bitip de sıra selama geldiğinde ise can-ı gönülden alkışladım bütün emeği geçenleri.
Ve de tüm çabalarımız, izleyenlerin salondan mutlu ayrılmaları içindir. Hani bizler de, işin sahne ve sahne gerisindeki emekçileri olarak, çalıştığımız işten haz alır da tadını çıkarırsak ne ala.
Başta Konya Devlet Tiyatrosu müdürü sevgili okul arkadaşım Tomris Çetinel’ e, oyunumu sahneye koymaya değer bulan sevgili Işıl kasapoğlu’ na, oyuncu kardeşlerime ve “Prömiyer” i elinden tutup tiyatro hayatımıza sokan ve onunla prömiyer yapan, ona terini katan herkese sonsuz teşekkürlerimi ve sevgilerimi sunuyorum.
Civan Canova
|