|
|
 |
 |
 |
 |
|
Bu sayfadaki resim ve görüntülere ‘rubbish art’ ismini verdim. Atmaya kıyamıyorum ama yer kaplıyorlar. Yıllar sonra baktığımda elbet bi şeyler hatırltıyorlar ama... bilmiyorum işte... Mesela;
|
|
|
|
90’ ların başı... Alkol denen musibeti hayatımdan atmak için iki hafta eve kapanmışım. Çünkü görülmesi gereken hesap içerde. Kendi içimde.. Dışarıdakilerle hesabım yok pek. Ama üzmüşüm onları. Çok üzmüşüm hem de..
Öyle ulvi bir içe yolculuk olmasa bile, hayatı algılayış ve yorumlayış biçimimle ilgili bazı değişiklikler yapmam gerekiyor. Sonra da ince ayar :) Bakkal telefonla sipariş veriyorum, ekmek, süt falan getiriyor. Başka da kimsecikler çalmıyor kapıyı.
|
|
|
 |
 |
|
On yılı aşkın bir süre boyunca o kadar çok çalmışlar ki, yorulmuşlar artık. Tükenmişler.. Bıkmışlar hatta... Anamın kafasında saç kalmamış bana üzülmekten. Kardeşlerim çırpınıyor ama nafile.
Babam karda kışta otobüslerle İstanbul’a taşınıyor defalarca, oğlunu çekip çıkarmak için kör kuyudan.
Anneannem tansiyon haplarının eksik etmiyor yanından. Zor duruyor ayakta kadıncağız..
Turgut abi (Savaş), işini gücünü bırakıyor, kendi dertlerini göz ardı ederek, benim için dertleniyor.
Dedim ya, hepsi nafile işte.. Her boku en iyi ‘biz’ biliriz ya... Kimseden akıl almayız ya hani... Ama öte yandan, kimsecikler de ihtimal vermiyor alkolden en fazla benim nefret ettiğime.. Öyle bir izlenim yaratmamışım ki.. Senelerce kandırmışım hepsini. Ümidi kesmişler..
Ev dediğin gerçi Bebek sırtlarında ama bütün eşya kıçıkırık bi koltuk, anneannemden sırtımda taşıyıp getirdiğim bir şilte ve eski püskü bi teypten ibaret.
James Taylor çığırıyor sürekli odanın içinde. Takıntı halinde.. ‘You Just Call My Name’ diyor.. Kimi ‘call’ etmeli ki?.. Kimse kalmamış ki.. Bi bakkal bi de ben.. Bir de tanrı..
Tanrıyla başbaşayız evde. Ha, bi de pişmanlıklarım...
Bir sürü boş tuval almışım kırtasiyeden, eve kapanırken. Bir sürü de boya. Yağlısından. Duvarlar boya içinde. Üstüm başım da öyle. Tuval katliamı var anlayacağınız. Meşguliyetle tedavi. El yordamıyla. Doktorlar, psikologlar fayda etmemiş çünkü.. Hepsinden zekiyiz ya.. Köylü kurnazıyız ya.. İş başa düşmüş.
Resim yapıyorum, James Taylor dinliyorum ve acıkmadığım, daha doğrusu midem henüz bir şey kabul etmediği için sürekli süt içiyorum.. ve düşünüyorum; ‘
|
 |
 |
|
‘Zaman sana, başkalarına açmadığı kadar kredi açmış olabilir. Ama bu kadar da har vurup harman savrurmaz ki insan, kendi hayatını..’ Bunun gibi şeyler geçiriyorum aklımdan geceleri, sabaha kadar.
Çok arzu etmiştim o dönemde, öylesine yürekten arzu etmiştim ki ; yatağa uzanmış, tanrıya ellerimi açıp, azaplar içersinde umutsuz yeni sabahları beklerken; şu anki ‘huzurlu ben’ in başucumda belirmesini, omuzuma dokunarak, “Üzülme, hepsi bitecek” demesini.. Kimbilir, belki de yapmışımdır bunu ;)
On beş gün kadar sonra, sokak kapısını açıp ilk kez dışarı çıktığımda, içki de çıkmıştı hayatımdan, belirsiz bir zaman için. Sonra giderek Zeus’ un Kronos’ u alt etmesi misali, alt ettiğimi fark ettim Dionyzos özentisi özelliklerimi. Büyük bir başarıydı bu benim için. Çünkü hiç ummuyordum başarabileceğimi. Tanrıma şükür.
Teşekkür borçluyum hayatımın o çoktan uçup gitmiş olan 15 gününe. Ve de daha bir çok şeye, bazı kişilere..
Ve işte o günlerden kalan bir kaç resim.
Kendimi yapmışım ilkinde. Bir köşede ağlıyorum. Resmi boyarken de ağlamıştım galiba. Neyse..
Anılarım değil ama bunlar çok yer tutuyor evde. Evin süprüntüye tahammülü kalmadı artık. Birine verecek olsam bi şey zannedip saklamaya kalkar. Oysa sanatın da süprüntülere tahammülü kalmadı artık :) Son bi kez göresiniz istedim.
|
 |
 |
|
Mesela 2 :)..
96 yılı sanırım. Kanat’ la aynı evi paylaşıyoruz bir süreliğine..
|
|
|
 |
 |
|
 |
|
İlk oyunum oynanmış ya tiyatroda, o gazla ikincisini yazmışım. ‘Kızıl Ötesi Aydınlık.’ Kanat’ da ingilizceye çevirmiş abisinin ‘masterpeace’ini :) ‘Light Beyond Red’ Vay be...
Hani türkçeyi bırakıp dünyaya açıldık ya, ben de üşenmeyip kolaj yapmaya çalışmışım ikinci oyunuma. Kardeşimi de eklemişim çalışmama. Kapının penceresinden içeri bakıyor, Kanat. Oyunu o çevirdi ya, koymamak olmaz şimdi :)
Yeni bir Macintosh’ um var o zamanlar. Teknolojinin son harikası. Tam 32 ram. Dile kolay. Kardeşim Amerika’ dan getirmiş. İkinci el. Ama benim için ‘sıfır’ sayılır. Oynanan oyunumun telif parasıyla almışım. Bir kelimeyi seçip ‘tümünü değiştir’ e gidiyorsun, kırkbeş saniyece hepsini değiştiriyor. Yani inanılacak gibi değil :) Birlikte yatasım falan geliyor mac’imle, yeni ayakkabı misali.
Tuval üzerine yaptığım kolajı fotokopicide taratıp bilgisayarıma yüklemiştim. Ve de oynamıştım üzerinde.. Sanırım Kanat Amerika’ ya götürdü o tuvali. Umarım o da atmıştır. Canım benim, o atamaz ki.. Abisinin çöpünü atmaz o.
Ben ‘Kızıl Ötesi Aydınlık’ ı hala çok seviyorum. Yazarken oyundaki genç karakterin penceresinden bakarak yazmıştım. Şimdi olsa yaşlı karakterin yerine koyardım kendimi. Acaba öyle mi yapsam?.. Bi de öyle mi yazsam?...
!.. :).. ?.. :(
Dur bakalım...
Oyunu çok sevsem de, resme baktıkça gülesim geliyor. Oysa sevmiştim yaparken. Ve de daha sonraları..
Evde kendimi ressam sanarak boyadığım bir sürü tuval var. Hay aksi.. şimdi de başka soru takıldı kafama.. ‘
Acaba yazdığım oyunlarda mı böyle?
!.. :).. ?.. :(
|
|
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
|
 |
 |
 |
 |
 |
|
Bebeklerim..
|
|
|
|
 |
|
|
|
 |
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
 |
|
|
|
|
|
Einstein, Churhill ve Neyzen. Churchill’ i, 1993’ de, rahmetli Burçak Çerezcioğlu kardeşime armağan etmiştim.Çok sevinmişti. Hala duruyor odasında.. Ayla ve Mehmet, hiç bir zaman uzaklaşmadılar üçüncü kızlarından.. Nurlarla yıkansın güzel kardeşim benim..
Churhill’ in yeleği, babamın eski bir kravatından bozma. Kabanı ise gerçek ingiliz kumaşı. Atılıklardan kesmiş, kullanmıştım. Bir de kötü bir huyum vardı. Eğer bir kumaşı bir bebekte kullandıysam asla bir diğerinde kullanmazdım. (Aklıma bazı dizilerdeki sanat yönetmenleri geldi. Özellikle eski tarihi filmlerde; nerdeyse bütün şehir aynı kumaşçıdan giyinirdi:) Neyzenin pijama altı ise başka bir kravatın mendili. Gerçek pijamayı kesip yapamazdım. (Denedim gizlice ama çizgileri geniş geldi.;)) Einstein’ in ayakkabıları hakiki ince deri. Neyzen’ in terlikleri ise bir bulaşık eldiveninin parmak kısmından yaptım. Hepsinin kaidelerini bulunduklarını hayal ettiğim ortama göre yapmıştım. Mesela Churchill’ in kaidesi mozaik taşları ile kaplı, parlamento koridorunun girişini andırsın diye. Bir tek kabanı içime sinmemişti. Öylesine giydirmiştim. Üşümesin diye:)
Neyzen’ inki ise, bir hastane bahçesinin çimenlerini andırıyor. İşin kötüsü, bir kaç yıl önce Neyzen birdenbire daha da ihtiyarlamaya başladı. Terasın yanındaki depo gibi yere koymuştum. Rutubetten olmalı, yüzü döküldü pul pul... Ölmesini önlemek için ameliyata sokup onardım zavallıyı. Bir kaç sene daha dayandı. Bu sefer içini tahta kurdu kaplamıştı. Bir gece balkona çıkartıp bir tüp şeltoks’ u boşalttım üstüne. Bu sefer de leş gibi kokmaya başladı. ‘Kader işte’ diyerek çöp poşetinde son yolculuğuna uğurlamak zorunda kaldım bebeğimi. (Bu hikayeyi anlatırken , hiç tanımadığı bir adamı kurtarmak amacıyla kafasına kürekle vurup öldüren işgüzar kardeşimiz geldi aklıma, nedense.. Hani ayakkabısının kumunu boşaltmak için direğe tutunmuş adam.. Bizimki de, elektrik çarpıyor sanmış.. Kurtarmak istemiş zavallı adamın hayatını... :)
|
|
|
|
 |
|
|
|
 |
|
 |
 |
|
Öyle söyledim ama, yok ya.. atamam ben bunları..
Buraya koydukça, bir sürü, unuttuğumu sandığım anı geldi aklıma... (Bu türkçeyle, kaçta çaktırırlar acaba?:)) Ya bu soru cümlesiyle???? Ya buraya koyduklarımla??? Kaçta atılırım acaba, akşam sanattan????? Üffff.. sıkıldım ben bu site işinden.. Burun mu kıvırıyorum ne:) Hani bazı arkadaşlarımız bütün provalara burun kıvırarak başlar ya hani, bi ihtimal oyun tutmazsa diye... :)
Beğenilmezse önlem için yazmıyorum ha bunları.. beğenilsin diye de koymadım zaten. Kermes mi burası?:)) Hani neler yapmışım bakalım diye sadece. Ben ressam değilim. Ruhumu resmetmenin tekniklerini öğrenmedim, bilmiyorum. Sadece el yordamıyla keşfetmeye çalıştıklarımı tekrarlıyorum.
Ruhumu oyalamak için.
|
 |
 |
|
Bi de.. açıkça söylemek gerekirse kendimi bildim bileli her boka saldırdım “Ben de varım, ben de yaşıyorum, ben de yaşadığım hayatı yorumlamak istiyorum” dercesine..resim yaptım, şiir yazdım, heykel falan derken hepsi yarım yamalak oldu. Kısmet baba mesleği imiş.
|
|
|
 |
 |
|
91’ de ‘Danton’ un Ölümü’ nü oynamıştık.
Onun etkisiyle bunu döktürmüşüm:)
|
|
|