Sokağa Çıkma Yasağı:

Bir ‘düş’ ülkesinde geçmektedir. Sıradan bir şehirde, sıradan bir otelin lobisinde raslantı sonucu bir araya gelen ve daha önceden biribirlerini hiç tanımayan insanların trajikomik öyküsünü anlatır.

Dışarıda sokağa çıkma yasağı sürmektedir. İsimleri yoktur rol kişilerinin. Oteldeki oda numaralarıyla anılmaktadırlar. Türlü çeşit baskının hüküm sürdüğü, kişilerin kimliksizleştirildiği bir ortamda, kendilerine, geçici de olsa, bir düzen oluşturma çabası içersindedirler. Oluşturdukları ‘düzen’ ise, halihazırda dışarıda var olanın küçük bir benzeri ya da uzantısı olmaktan öteye gidemez. Düş ile gerçek arasında savrulur dururlar. Giderek daha yalnız, daha tepkisiz, daha vurdumduymaz, daha kabullenmiş hale gelirler.

Bu durumda, bulundukları yer bir otel lobisi bile olsa,  ‘Baskıcı Erk’ sıfatıyla ortaya yeni bir ‘Baş’ ın çıkması kaçınılmazdır. cc

Kişiliksizleştirmeye hiciv
 NEVİN NAZMAN / İSTANBUL

'Sokağa Çıkma Yasağı", Şehir Tiyatroları'nın 1999-2000 tiyatro döneminde repertuvarına aldığı yeni bir oyun.

Devlet Tiyatrosu oyuncularından olan ve halen "Bir Casusa Ağıt" adlı oyunda rol alan Civan Canova, oyunu yazarken, Türkiye'nin sosyo-politik durumundan yola çıkarak kafasında soru işaretleri bırakan soruların izini sürmüş. Yazar, yasakların çemberinde yaşamaya zorlanan insanların tepkilerini ve insanlar arası iletişimsizliği yarattığı karakterle destekleyip, toplumun farklı kesimlerine göndermelerde bulunuyor. Behiş Aşçi, Uğurtan Atakan, Sevil Uluyol, Adnan Altay ve Nalan Kuruçim'in rol aldığı oyunun dramaturgluğunu Arzu Işıtman yapıyor. Sahne ve giysi tasarımını Zuhal Soy'un üstlendiği oyun, yıl boyunca Şehir Tiyatroları'nda sahne alacak.

Çağımızın en önemli sorunlarından biri olarak kabul edilen insanlar arasındaki iletişimsizliğin ele alındığı oyun, sokağa çıkma yasağının olduğu bir günde otel lobisinde bir araya gelen insanların nasıl yalnız ve tepkisiz olduklarını traji komik bir dille anlatıyor.

Soru işaretlerine yanıtlar

"Sokağa Çıkma Yasağı" adlı oyunda, yasağın hangi nedenle ve hangi ülkede alındığına dair açık ipuçları verilmiyor ama, oyunun mesajı açık. Yasaklar nerede uygulanırsa uygulansın insanlar kişiliksizleştirilip, etkileri bilinçaltına kazınıyor. Tüm bu yasakların ağırlığını bir vatandaş olarak omuzlarında hisseden Civan Canova, yasağı tiyatro metinlerine taşıma fikrini şöyle anlatıyor: "İnsanlar kendilerini rahatsız eden konulardan yola çıkıyorlar. Ben de kafamı kurcalayan, bende soru işaretleri uyandıran, hayatımı etkileyen sorulardan yola çıkıyorum. Yasaklar bunun başında geliyor. Sokağa çıkma yasağı ise bir sembol. Ben oyunumla yasakların insanlar üzerindeki baskılarını ve etkilerini anlattım. Bunu yaparken kendime has bir uslup seçtim. Yasakları kendi söylem biçimimle anlattım. Yer yer mizah öğelerinin ağır bastığı daha sembolik karakterlerin yer aldığı bir gerçekle gerçekötesi durumların iç içe geçtiği bir uslubu tercih ettim."

Oyununda yasakların insanları nasıl yalnızlaştırdığını ve bundan kaynaklanan doğan iletişimsizliği harmanlayarak izleyiciye sunan Canova, oyununda iletişimsizliği bir yan öğe olarak kullanmış. İletişimsizliğin Absürd Tiyatro'nun ana öğesi olmasından da faydalanan Canova, iki kavramı bir arada işlemesinin nedenini, biçemden kaynaklı olduğunu vurguluyor. Canova, insanlara arası iletişimsizliği kullanarak mizahi bir uslub oluşturmuş.

Oyunu yazarken Türkiye'nin politik durumunu göz önünde bulundurduğunu belirten Canova, "Yaşadığımız şartlardan nasıl etkileniyoruz. Bu sorulara yaşadığım süre boyunca cevaplar aradım, sorgulamaya çalıştım. Yani bir vatandaş olarak yasakların ağırlığını omuzlarımda hissediyorum. Bunlardan yola çıktım. Sonuçta bu fantastik öğe içinde günümüz şartlarını ve yaşadığım ülkeyi anlattım" diyor.

Sahnedeki günümüz insanı

Canova, oyunda yarattığı karakterlerde, yasağın genelde insanların bilinçaltına yerleştiğini vurgulamanın yanı sıra, yasaktan insanların etkilenme biçimini farklı olduğunu söylüyor. Canova, oyunundaki karakterlerin tahlillerini ise şöyle açıklıyor: "Mesela bir karakter bütün yasakları benliğine sindirmiş, yasakları onaylayan, onlara sahip çıkan bir karakter. Bunlar toplumumuzda yer alan insanlar. "Bunları asacaksın ki adam olsunlar" diyen insanlar var bu ülkede. Ama bunun dışında oyunda bulmaca çözen insanlara da yer verdim. Bunlar ise malesef bu ülkede yaşayan ve seslerini çıkarmayan çoğunluk. Bilinçsiz ve tepkisizler. Oyunda her kesimi temsil eden karakterlere yer verirken de onları iki kişi olarak ele aldım.

Çünkü iki kişi daha geniş bir kesimi temsil ediyor. Bunlar tepkisiz ve hiçbir şeye reaksiyon göstermeyen kesim." Oyunda mesaj çıkarılmasını izleyiciye bırakan yazar, "Ben şunu anlatmak istiyorum demek bana ters geliyor. Çünkü oyunun anlattığı yazarın anlatmak istediğidir. Bundan ders çıkarmak seyirciye kalmış bir şey" diyor. Oyun, 1997 yılında Cevdet Kudret Ödülü'nü almış ve geçtiğimiz yıl İzmit Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından sahnelenmişti.
 

SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI
 
AKVARYUMUN ZEHİRLİ SUYU
Sibel Arslan Yeşilay    
 
   Bir otelin lobisindeyiz. Nedeni belirsiz bir sokağa çıkma yasağının etkilediği müşterilerin aralarındaki ilişkileri, garip, gülünç durumları izliyoruz. Dış yüzeyi aynalı camlar sayesinde içeridekiler dışarıda olup biteni rahatlıkla görürken, dışarıdan içerisi görünmüyor. İzleyiciyi de otelin içine alan yorum sayesinde bizler, oturduğumuz koltuklardan dış dünyadaki kavga-gürültüyü, duvara yazı yazanları, polisten dayak yiyenleri görüyoruz. Ama asıl görülmesi gerekenler ‘içerdekiler’. Otel müşterileri memleketimizden insan manzaraları sunuyor. Gölgesinden korkan mı ararsınız, yönetici olduğu için  film yıldızının odasına girme hakkını kendine gören mi, hayatını askeri zaferlere endeksleyen mi ararsınız, olup bitenler karşısında hiç tepki göstermeyip bulmaca çözmeye odaklanan mı. Bu otelde her tür insandan birer numune var.
     Civan Canova’nın yazdığı “Sokağa Çıkma Yasağı”, geçen sezon İzmit Şehir Tiyatroları’nda sahnelenmesinin ardından bu kez Şehir Tiyatrosu yapımı olarak Arif Akkaya’nın rejisiyle karşımızda.. Cüneyt Çalışkur İzmit’teki sahnelemede metne, absürd bir yorum getirmişti. Arif Akkaya’nın yorumunda ise politik boyut daha belirgin.  
     Kişilerin oda numaralarıyla anıldığı otelin lobiden ayrılmayan, olayları alaycı bir üslupla yorumlayan kişisi bay 302. Bay Resepsiyon’un varoluş nedeni sorgulamadan tüm emirleri uygulamak. Otelin müdürü ise o andaki ruh haline göre, bir takım saçma yasaklar koymakla meşgul. Her birey yasaklara karşı , kendi kimliğine göre tavır alıyor. Ancak bir yandan da çok normal bir durummuş gibi algılanıp sorgusuz sualsiz boyun eğiliyor yasaklara.
   Zuhal Soy’un sahne tasarımında otelin lobisini ve diğer odaları aynı anda görüyoruz. Mekan biraz fazla loş. Sahnenin sol köşesindeki kırmızı kadife kaplı locada olanca ihtişamıyla Muppet Show’daki yaşlı kuklaları andıran bay ve bayan 555 sürekli bulmaca çözüyor. Dramaturjisini Arzu Işıtman’ın üstlendiği oyunda Kahraman Acehan, Bercis Fesci, Cengiz Keskinkılıç, Turgut Arseven, Mehmet Bulduk, Hüsnü Demiralay, Ergun Üğlü, Sema Keçik, Yavuz Şeker, Süleyman Balçın, Uğurtan Atakan, Adnan Altay, Sevil Uluyol ve İlhan Kilimci rol alıyor.
   Kapalı bir mekana belli bir süreliğine tutsak edilmiş bireyler arasındaki iletişimsizliği traji-komik biçimde ele alan, sahneleme ve oyunculuğuyla rahatça izlenebilen bir yapım “Sokağa Çıkma Yasağı”. 
 RADİKAL, 3.12.1999

1997. Haber.. Bu yıl Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü'nü Civan Canova kazandı
"SOKAĞA Çıkma Yasağı"nın uygulandığı bir gün bir taşra otelinin lobisinde sıkışıp kalsanız ne yaparsınız? Hele hele bir paranoya, korkusundan dolayı odasını Che Guevera takma adıyla değiştirerek sizi otelde bir kır gerillasının da bulunduğuna inandırırsa? Siz bir profesör ya da sinema oyuncusuysanız ve otel müdürü sizi bu yasaktan dolayı büyük bir baskı altına almışsa. Baskı altında olan insanlar ne yapar?
Bütün bu soruların cevabı bu yıl Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü'nü kazanan Civan Canova'nın "Sokağa Çıkma Yasağı" adlı komedi üsluplu oyununun içinde gizli. "Oyunda, otel lobisinde sıkışıp kalan insanların birbirleriyle geçirmek zorunda oldukları bir gün içerisinde yaşadıkları ilişkilerini, bir anlamda iletişimsizliklerini anlatıyorum. Sonunda bütün bu gerginlik ve baskı bir rüyanın uyanışında bitiyor. İnsanlar gerçek hayatta zaten büyük baskılarla karşı karşıyalar. Onun için bir oyun içerisindeki bu karmaşayı rüyayla sonlandırmak istedim" diyor Canova.
Canova, geçen yıl Devlet Tiyatroları'nda sahnelenen "Kıyamet Sularında" adlı yapıtıyla da İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri kapsamında En İyi Yerli Oyun Yazarı seçilmişti. Bu yarışmaya katılmasını birazda tesadüf olarak nitelendiriyor. "Bir buçuk yıl önce "Sokağa Çıkma Yasağı"nı Devlet Tiyatrosu'na sahnelenmesi için sunmuştum. Repertuar Kurulu tarafından kabul görmeyen oyunumla babamın ve ablamın hocası olan Cevdet Kudret adına düzenlenen yarışmaya katılmaya karar verdim. Bu Cevdet Kudret'e olan saygımın bir göstergesiydi ve sonuçlandı."
Yazmayı herzaman büyük bir tutkuyla sürdürdüğünü ve sürdüreceğini söyleyen Canova'nın "Kör Buluşma" isimli Kültür Bakanlığı ödüllü bir senaryosu, yargısız infaza bir adamın yıllar sonraki hesaplaşması gözüyle bakan "Kızıl Ötesi Aydınlık" isimli oyunu da bulunuyor.
Halen Devlet Tiyatrosu'nda oyuncu olan Civan Canova bu sezon, Aziz Nesin Sahnesi'nde "Bir Casusa Ağıt" isimli oyunla izleyicilerin karşısına çıkıyor. George Tabori'nin yazdığı ve Cüneyt Çalışkur'un yönettiği "Bir Casusa Ağıt"ta ayrıca Nihat İleri ve Sema Çeyrekbaşıoğlu rol alıyor.

 

Kulis
                                     12.11.1999
'SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI' VAR Şebnem Atılganİstanbul

Şehir Tiyatroları'nın yeni sezon oyunları arasında seyirci ile kasım ayında buluşan 'Sokağa Çıkma Yasağı' da var. Oyunun yazarı aynı zamanda İstanbul Devlet Tiyatrosu oyuncularından olan Civan Canova. Bu kez yönetmenlik koltuğuna oturan Arif Akkaya'da, Şehir Tiyatrosu oyuncuları arasında. Oyun, ismiyle birebir eşleşmese de aralara serpiştirilen ipuçları, oyuna neden böyle bir isim verildiğini anlaşılır kılıyor.

T.O: 'Sokağa Çıkma Yasağı', yönetmenliği yaptığın ikinci oyunun.. Oyun ismi -Sokağa Çıkma Yasağı- bir dönemin özel bir tanımlaması... Neden bu isimde bir oyunu seçtin?

Arif Akkaya: Evet, 'Sokağa Çıkma Yasağı' yönetmenliğini üstlendiğim ikinci oyun. İlk oyunum Devlet Tiyatrolarında bir oyun yazarı olan Orhan Güner'in 'İkinci Nöbetçinin Sıkıntıları'adını taşıyordu. Bu oyunu seçtim çünkü, oyunun metninde düş ile gerçek arasında bir hikaye anlatılıyor. Bu ülkede de düş ile gerçek arasında bir takım şeyler yaşandı ve bitti. Bu oyunu tercih etmemdeki neden buydu: Bu ülkenin sokaklarında yaşanan bir takım şeyleri hatırlatmak. Üstelik hala bu ülkenin sokaklarında trajı komik hatta absürd şeyler yaşanmaya devam ediyor. Tüm bunları seyircilere bir kez daha anlatmak ve biraz da bu olaylarla 'ti' geçmek istedim. Oyunun tekstinde de var bu zaten.. Biraz olayların üstüne gitmeye çalıştım ben.. Ayrıca bu ülkede yasaklarla ilgili çok ciddi problemler var. Bir zamanlar insanlar arasında komşuluk ilişkileri ve diyaloglar vardı. Bir takım yasaklarla insanlar kimliksizleştirildiler. Apolitize edildiler. Hiçbir konuda fikir ve düşünceleri kalmadı. Sözünü ettiğimiz yasakların meyveleri bugün iletişimsizlik, medya ve yalnız kalan bireyler olarak bize geri dönüyor ne yazık ki.. Tüm bunlar düşünüldüğünde Civan'ın yazdıklarını çok doğru buluyorum. Ben de bunları -yasakları-sorguluyorum çünkü..

T.O: Neden bu oyun diye sorarken, arkasında böyle bir nedenin olduğunu düşünmüştüm ben de..

Arif Akkaya: Evet. 'Vişne Bahçesi'ni sahnelemek istemem örneğin.. 'Vişne Bahçesi'ni yapmak istesem bile oyunun içinde mutlaka bir problem aramak isterim. Birazcık dünyaya bakarım. Bu nedenle de özellikle absürd oyunlardan yanayım.

T.O: Yönetmenliğini yaptığın bir önceki oyunda böyle miydi?

Arif Akkaya: İçerik olarak o da sorgulayan bir oyundu ama anlatılanlar bir düş içinde yaşananlar değildi. 'İkinci Nöbetçinin Sıkıntıları', bir aktörün yanlızlığını ve daha çok yapmak isteyip de yapamadıklarını anlatıyordu. 'Sokağa Çıkma Yasağı'nda ise başka bir şey var. Tamamıyle düşle gerçek arasında gidip gelen bir oyun bu..

T.O: Ben düş değilde iki ayrı oyun olarak düşünmüştüm izlerken.. Birincisi senin söylediğin gibi 80 dönemini anlatan bölümler, ikincisi otel lobisinde geçen olaylar.. Otel çalışanları ve otel müşterilerine değişik kimlikler yüklemişsin.. Seyirci de böyle algılıyor mu acaba?

Arif Akkaya: Ben 'Sokağa Çıkma Yasağı'nın metnini üç katman olarak görüyorum. Bu uzak bir laf gibi gelebilir ama üç katman dediğim, üç kat demek. Oyunu izleyen bir göz, yalnızca lobide yaşanan komediyi görebilir. İkinci göz eğer isterse odalarla beraber lobiyi de görebilir. Lobide olan insanlar, odalarında sessizler, yalnızca lobide sesleri çıkıyor. Üçüncü göz eğer görmek isterse, arka taraftaki sokağı ve sokaktan geçen insanları da görebilir ve tabii sokakta yaşananları da.. Dikkatli bakıldığında sokaktaki insanların işkence gördüğü, coplandığı ya da birbirlerini öldürdüklerini görebilirsiniz. Sokakta yaşananlar, çok üstüne gidilmeden anlatılıyor seyirciye.. Bunun üstüne gitsem, açıkçası tadı bozar diye düşündüm. Örneğin Gaziosmanpaşa'da izlendiğinde tüm seyirciler 'sokağı' görmüşlerdi. Ama oyunu izleyen göz, sadece lobideki kimlikleri de görebilir. Bu tamamen izleyiciye kalmış bir alan.. Komik ama kara komedi.. Lobide bir ara karafatma mı hamamböceği mi tartışması yaşanıyor örneğin. Sokaklarımızda da ne yazık ki karafatmalar dolaşmaya başladı. Bunlar tekste çok net anlatılmış. Ben de tekste anlatılanları ortalara, bıçak sırtına getirmeye çalıştım.

T.O: Yeterli mi?

Arif Akkaya: Bence yeterli.. Yani yakalamak isteyen yakaladı. Bu nedenle oyundan üç ayrı tad alınabilir gibi geliyor bana..

T.O: Neden komedi?

Arif Akkaya: Komedi değil aslında kara komedi..

T.O: Kara komedi.. Daha çok politik komedi gibi..

Arif Akkaya: Ben politik oyunlardan yanayım. Yani politik düşüncem bilmem ne kuptu olduğu için değil.. Evet oyunun içinde biraz durum komedisi var. Çünkü gülerek bir takım şeyleri anlatmak daha kolay ama düzeyli kalarak. Ötekisi bulvar komedisi ya da aç kapı, kapa kapı komedisi olacak gibi geldi bana.. Komedinin şöyle bir inceliği var: Komediyi beyninizle algıladığınızda dürter sizi.. Asıl yapmak istediğim hikaye, asıl derdim -tiyatronun da derdi olmasını düşündüğüm- biraz daha politik tiyatrodan yana olmak.. 80 öncesinde yapılan ya da Zeki ile Metin'in yaptığı kaberelere bakalım örneğin. Sahne de 'tahtta oturan adam' her kimse halk tarafından tanınıyor ve sahnede görüldüğü anda seyircileri gldürmeye başlıyor. Gülüyorlar çünkü tahtta oturana tepki gösteriyorlar. Böylece tiyatro bir anlamda görevini yerine getirmiş oluyor. İlle de kabere olacak değil elbete.. Açıkçası tartışma yaratacak oyunlar sahnelenebilir. Örneğin Maksim Gorki oynamak var. 'Ayak Bacak Fabrikası'nı oynamakta fayda var. Politik tiyatronun içine pekçok teksti çekebilirsiniz. Bence Lüküs Hayat'ta politik bir tiyatrodur ya da gibi yapılabilir. Çünkü orada da bir azınlık çoğunluk hikayesi söz konusudur. Tekst başka türlü de okunabilirmiş gibi geliyor bana..

T.O: Peki 'Sokağa Çıkma Yasağı'nda yaptığın bu muydu?

Arif Akkaya: Tekstin açılımı böyle.. Ancak rejide bir takım değişikler var tabii.. Örneğin tekste sokak yoktu. Sokak benim ilavem.. Tekste odalar ve servislerin sayısı daha az. Hareket trafiğinin artırılması da benim rejim.. Aslında 'Sokağa Çıkma Yasağı'nın beş katmanlı olarak düşünmüştüm.

T.O: Diğer katmanlar nelerdi?

Arif Akkaya: Evler olacaktı, olmadı. Oyunun içine evlerin de girmesinin çok kafa karışacağını düşündüm.

T.O: Camın arkasında işkence yapılan insanları gösteriyorsun. Neden bize biraz daha yakın değiller? Ya da daha dikkat çekici bir şekilde örneğin cam fanus içinde olamazlar mıydı?

Arif Akkaya: Ama tam tersine cam fanusun içinde yaşayanlar onlar zaten.Sokakta kalanlar hep onlar oldular çünkü..

T.O: Anladım. Arka tarafı sokak olarak düşünüyorsun. Lobide düş gören adamın kimliği nedir? Bir sol kimlik mi taşıyor acaba?

Arif Akkaya: Acaba? Yoksa ortada bir yerlerde mi?

T.O: İşkenceleri bir tek o görüyor ama..

Arif Akkaya: Doğru.

T.O: Bir de otel müşterilerinden olan bir çift sürekli olarak bulmaca çözüyor. Cevapları buldukları sorularsa hep anahtar cümleler ya da ben öyle algıladım.

Arif Akkaya: Onlar tekstin içinde, 525 numaralı oda olarak geçiyorlar. Tekste böyle bir şey yakaladım. Tekste 'bunlar hiçbir şeyi vurdum duymaz insanlardır' diyor. Ben onları biraz da seyirci olarak düşündüm. Ama üst düzey seyirciler çünkü oyunu simokinleri ve gece kıyafetleri ile izliyorlar. Ve bir balkonun üzerindeler. Yani bir zamanlar dışardan bakmaya alışkın olan üst düzey bürokratlarımız, üst düzey burjuvalarımız gibi.. Bunlar da bir sınıfı teşkil ediyorlar. Her ülkede olduğu gibi bu ülkede de varlar. Suya sabuna dokunmayan ama durmadan konuşan bir takım aydınlar, entellektüeller, burjuvalar.. Balkonda oturmaları da oyuna benim ilavemdi.

T.O: Ben onları anahtar cümleleri söyletmek için kullandığını düşünmüştüm.

Arif Akkaya: Evet.. Yani.. Asıl amaç oydu ama kostümleri ile de başka amaçları da olduğunu düşünüyorum ben..

T.O: Oyun içersinde diğer kimlikleri de sınıflandırırsak neler söyleyebiliriz?

Arif Akkaya: Tam bir sınıflandırma yapamayız ama örneğin resepsiyon işine bakan adam, her dönemde işini yapmayı beceren bir tip; biraz yalaka, iş yerindeyken karısıyla koşacak kadar da alaturka.. Hiçbirisine karakter diyemem ben bunların.. Bütün hepsi tip aslında.. 333 en korkağı, en korkutulmuş olanı.. Azınlıkları temsil ediyor. Özellikle hareketlerinden bunu anlamak mümkün.. Hep korkutulmuş, hep yalnız kalmış. Herşeyden korkan insanlarımızın sayısı oldukça yüksek bu ülkede.. Hepsi birbirine dönüşen, ulanan ve değişken tipler. Hiçbir tipin tek bir karşılığı yok. Hepsi yanar döner ve kaygan.. Zaten oyunun ya da düşün sonunda hepsi birbirine dönüşüyor ve büyük bir kauso dönüşüyor hikaye.. Bir bakıyoruz oyunun sonunda yani düş bittiğinde tipler de değişmiş.

T.O:Ama düş bittiğinde, bitmeyen gerçek bir olay var: Sokağa çıkma yasağı..

Arif Akkaya: Evet. Tek gerçek o.. Bir de düşün içinde değişenler var. Yani adam düş görürken eylem yapanlar, düş bittiğinde başka kimliklere bürünüyor. Örneğin birbirlerini 'naber moruk ' diyerek selamlayan ya da tiner çeken gençlere dönüşmüş oluyorlar. Artık pencerenin arkasındakiler yani sokaktakiler iyice apolitize ve dejenere olmuş durumdalar. Bir an için gösterilen herşey toplumun ciddi bir göstergesi aslında..

T.O:Evet ama neden bu kadar arkada bıraktın onları.. İzleyici bu göstergeleri fark etmekte zorlanmayacak mı?

Arif Akkaya: Çok arkada kaldı, özellikle bu sahnede.. Ama diğer sahnelerde öyle değil. Kalanlar zaten hep arka planda oluyor. Çok ön planda olmuş olsa bile.. Gençlerin coplanması, dayak yemesi, işkence.. Hep sokakta oldu. Bu nedenle sokak gerçeğini değiştiremezdim. Onlar yine arka tarafta olacaktı. 
 

info@civancanova.net

 

[civan canova]
[
index]
[
Özgeçmiş]
[
Oynadıklarım]
[
Oynanan Oyunlarım]
[
Düğün Şarkısı 2006]
[
Ful Filizlenirken]
[
Eskişehir' den]
[
Söyleşi]
[
Kıyamet Suları]
[Sokağa Çıkma Yasağı]
[
Erkekler Tuvaleti]
[
TiyatroBiz]
[
Light Beyond Red]
[
MAHİR CANOVA]
[
Annem]
[
kardeslerim]
[
Albüm]
[
Benim Sakladıklarım]
[
Karaladıklarım]
[
Tuna'nin Korsanlari (Yeni)]
[
Yitirdiklerim]
[
Son sayfa]