|
Kulis 12.11.1999 'SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI' VAR Şebnem Atılganİstanbul
Şehir Tiyatroları'nın yeni sezon oyunları arasında seyirci ile kasım ayında buluşan 'Sokağa Çıkma Yasağı' da var. Oyunun yazarı aynı zamanda İstanbul Devlet Tiyatrosu oyuncularından olan Civan Canova. Bu kez yönetmenlik koltuğuna oturan Arif Akkaya'da, Şehir Tiyatrosu oyuncuları arasında. Oyun, ismiyle birebir eşleşmese de aralara serpiştirilen ipuçları, oyuna neden böyle bir isim verildiğini anlaşılır kılıyor.
T.O: 'Sokağa Çıkma Yasağı', yönetmenliği yaptığın ikinci oyunun.. Oyun ismi -Sokağa Çıkma Yasağı- bir dönemin özel bir tanımlaması... Neden bu isimde bir oyunu seçtin?
Arif Akkaya: Evet, 'Sokağa Çıkma Yasağı' yönetmenliğini üstlendiğim ikinci oyun. İlk oyunum Devlet Tiyatrolarında bir oyun yazarı olan Orhan Güner'in 'İkinci Nöbetçinin Sıkıntıları'adını taşıyordu. Bu oyunu seçtim çünkü, oyunun metninde düş ile gerçek arasında bir hikaye anlatılıyor. Bu ülkede de düş ile gerçek arasında bir takım şeyler yaşandı ve bitti. Bu oyunu tercih etmemdeki neden buydu: Bu ülkenin sokaklarında yaşanan bir takım şeyleri hatırlatmak. Üstelik hala bu ülkenin sokaklarında trajı komik hatta absürd şeyler yaşanmaya devam ediyor. Tüm bunları seyircilere bir kez daha anlatmak ve biraz da bu olaylarla 'ti' geçmek istedim. Oyunun tekstinde de var bu zaten.. Biraz olayların üstüne gitmeye çalıştım ben.. Ayrıca bu ülkede yasaklarla ilgili çok ciddi problemler var. Bir zamanlar insanlar arasında komşuluk ilişkileri ve diyaloglar vardı. Bir takım yasaklarla insanlar kimliksizleştirildiler. Apolitize edildiler. Hiçbir konuda fikir ve düşünceleri kalmadı. Sözünü ettiğimiz yasakların meyveleri bugün iletişimsizlik, medya ve yalnız kalan bireyler olarak bize geri dönüyor ne yazık ki.. Tüm bunlar düşünüldüğünde Civan'ın yazdıklarını çok doğru buluyorum. Ben de bunları -yasakları-sorguluyorum çünkü..
T.O: Neden bu oyun diye sorarken, arkasında böyle bir nedenin olduğunu düşünmüştüm ben de..
Arif Akkaya: Evet. 'Vişne Bahçesi'ni sahnelemek istemem örneğin.. 'Vişne Bahçesi'ni yapmak istesem bile oyunun içinde mutlaka bir problem aramak isterim. Birazcık dünyaya bakarım. Bu nedenle de özellikle absürd oyunlardan yanayım.
T.O: Yönetmenliğini yaptığın bir önceki oyunda böyle miydi?
Arif Akkaya: İçerik olarak o da sorgulayan bir oyundu ama anlatılanlar bir düş içinde yaşananlar değildi. 'İkinci Nöbetçinin Sıkıntıları', bir aktörün yanlızlığını ve daha çok yapmak isteyip de yapamadıklarını anlatıyordu. 'Sokağa Çıkma Yasağı'nda ise başka bir şey var. Tamamıyle düşle gerçek arasında gidip gelen bir oyun bu..
T.O: Ben düş değilde iki ayrı oyun olarak düşünmüştüm izlerken.. Birincisi senin söylediğin gibi 80 dönemini anlatan bölümler, ikincisi otel lobisinde geçen olaylar.. Otel çalışanları ve otel müşterilerine değişik kimlikler yüklemişsin.. Seyirci de böyle algılıyor mu acaba?
Arif Akkaya: Ben 'Sokağa Çıkma Yasağı'nın metnini üç katman olarak görüyorum. Bu uzak bir laf gibi gelebilir ama üç katman dediğim, üç kat demek. Oyunu izleyen bir göz, yalnızca lobide yaşanan komediyi görebilir. İkinci göz eğer isterse odalarla beraber lobiyi de görebilir. Lobide olan insanlar, odalarında sessizler, yalnızca lobide sesleri çıkıyor. Üçüncü göz eğer görmek isterse, arka taraftaki sokağı ve sokaktan geçen insanları da görebilir ve tabii sokakta yaşananları da.. Dikkatli bakıldığında sokaktaki insanların işkence gördüğü, coplandığı ya da birbirlerini öldürdüklerini görebilirsiniz. Sokakta yaşananlar, çok üstüne gidilmeden anlatılıyor seyirciye.. Bunun üstüne gitsem, açıkçası tadı bozar diye düşündüm. Örneğin Gaziosmanpaşa'da izlendiğinde tüm seyirciler 'sokağı' görmüşlerdi. Ama oyunu izleyen göz, sadece lobideki kimlikleri de görebilir. Bu tamamen izleyiciye kalmış bir alan.. Komik ama kara komedi.. Lobide bir ara karafatma mı hamamböceği mi tartışması yaşanıyor örneğin. Sokaklarımızda da ne yazık ki karafatmalar dolaşmaya başladı. Bunlar tekste çok net anlatılmış. Ben de tekste anlatılanları ortalara, bıçak sırtına getirmeye çalıştım.
T.O: Yeterli mi?
Arif Akkaya: Bence yeterli.. Yani yakalamak isteyen yakaladı. Bu nedenle oyundan üç ayrı tad alınabilir gibi geliyor bana..
T.O: Neden komedi?
Arif Akkaya: Komedi değil aslında kara komedi..
T.O: Kara komedi.. Daha çok politik komedi gibi..
Arif Akkaya: Ben politik oyunlardan yanayım. Yani politik düşüncem bilmem ne kuptu olduğu için değil.. Evet oyunun içinde biraz durum komedisi var. Çünkü gülerek bir takım şeyleri anlatmak daha kolay ama düzeyli kalarak. Ötekisi bulvar komedisi ya da aç kapı, kapa kapı komedisi olacak gibi geldi bana.. Komedinin şöyle bir inceliği var: Komediyi beyninizle algıladığınızda dürter sizi.. Asıl yapmak istediğim hikaye, asıl derdim -tiyatronun da derdi olmasını düşündüğüm- biraz daha politik tiyatrodan yana olmak.. 80 öncesinde yapılan ya da Zeki ile Metin'in yaptığı kaberelere bakalım örneğin. Sahne de 'tahtta oturan adam' her kimse halk tarafından tanınıyor ve sahnede görüldüğü anda seyircileri gldürmeye başlıyor. Gülüyorlar çünkü tahtta oturana tepki gösteriyorlar. Böylece tiyatro bir anlamda görevini yerine getirmiş oluyor. İlle de kabere olacak değil elbete.. Açıkçası tartışma yaratacak oyunlar sahnelenebilir. Örneğin Maksim Gorki oynamak var. 'Ayak Bacak Fabrikası'nı oynamakta fayda var. Politik tiyatronun içine pekçok teksti çekebilirsiniz. Bence Lüküs Hayat'ta politik bir tiyatrodur ya da gibi yapılabilir. Çünkü orada da bir azınlık çoğunluk hikayesi söz konusudur. Tekst başka türlü de okunabilirmiş gibi geliyor bana..
T.O: Peki 'Sokağa Çıkma Yasağı'nda yaptığın bu muydu?
Arif Akkaya: Tekstin açılımı böyle.. Ancak rejide bir takım değişikler var tabii.. Örneğin tekste sokak yoktu. Sokak benim ilavem.. Tekste odalar ve servislerin sayısı daha az. Hareket trafiğinin artırılması da benim rejim.. Aslında 'Sokağa Çıkma Yasağı'nın beş katmanlı olarak düşünmüştüm.
T.O: Diğer katmanlar nelerdi?
Arif Akkaya: Evler olacaktı, olmadı. Oyunun içine evlerin de girmesinin çok kafa karışacağını düşündüm.
T.O: Camın arkasında işkence yapılan insanları gösteriyorsun. Neden bize biraz daha yakın değiller? Ya da daha dikkat çekici bir şekilde örneğin cam fanus içinde olamazlar mıydı?
Arif Akkaya: Ama tam tersine cam fanusun içinde yaşayanlar onlar zaten.Sokakta kalanlar hep onlar oldular çünkü..
T.O: Anladım. Arka tarafı sokak olarak düşünüyorsun. Lobide düş gören adamın kimliği nedir? Bir sol kimlik mi taşıyor acaba?
Arif Akkaya: Acaba? Yoksa ortada bir yerlerde mi?
T.O: İşkenceleri bir tek o görüyor ama..
Arif Akkaya: Doğru.
T.O: Bir de otel müşterilerinden olan bir çift sürekli olarak bulmaca çözüyor. Cevapları buldukları sorularsa hep anahtar cümleler ya da ben öyle algıladım.
Arif Akkaya: Onlar tekstin içinde, 525 numaralı oda olarak geçiyorlar. Tekste böyle bir şey yakaladım. Tekste 'bunlar hiçbir şeyi vurdum duymaz insanlardır' diyor. Ben onları biraz da seyirci olarak düşündüm. Ama üst düzey seyirciler çünkü oyunu simokinleri ve gece kıyafetleri ile izliyorlar. Ve bir balkonun üzerindeler. Yani bir zamanlar dışardan bakmaya alışkın olan üst düzey bürokratlarımız, üst düzey burjuvalarımız gibi.. Bunlar da bir sınıfı teşkil ediyorlar. Her ülkede olduğu gibi bu ülkede de varlar. Suya sabuna dokunmayan ama durmadan konuşan bir takım aydınlar, entellektüeller, burjuvalar.. Balkonda oturmaları da oyuna benim ilavemdi.
T.O: Ben onları anahtar cümleleri söyletmek için kullandığını düşünmüştüm.
Arif Akkaya: Evet.. Yani.. Asıl amaç oydu ama kostümleri ile de başka amaçları da olduğunu düşünüyorum ben..
T.O: Oyun içersinde diğer kimlikleri de sınıflandırırsak neler söyleyebiliriz?
Arif Akkaya: Tam bir sınıflandırma yapamayız ama örneğin resepsiyon işine bakan adam, her dönemde işini yapmayı beceren bir tip; biraz yalaka, iş yerindeyken karısıyla koşacak kadar da alaturka.. Hiçbirisine karakter diyemem ben bunların.. Bütün hepsi tip aslında.. 333 en korkağı, en korkutulmuş olanı.. Azınlıkları temsil ediyor. Özellikle hareketlerinden bunu anlamak mümkün.. Hep korkutulmuş, hep yalnız kalmış. Herşeyden korkan insanlarımızın sayısı oldukça yüksek bu ülkede.. Hepsi birbirine dönüşen, ulanan ve değişken tipler. Hiçbir tipin tek bir karşılığı yok. Hepsi yanar döner ve kaygan.. Zaten oyunun ya da düşün sonunda hepsi birbirine dönüşüyor ve büyük bir kauso dönüşüyor hikaye.. Bir bakıyoruz oyunun sonunda yani düş bittiğinde tipler de değişmiş.
T.O:Ama düş bittiğinde, bitmeyen gerçek bir olay var: Sokağa çıkma yasağı..
Arif Akkaya: Evet. Tek gerçek o.. Bir de düşün içinde değişenler var. Yani adam düş görürken eylem yapanlar, düş bittiğinde başka kimliklere bürünüyor. Örneğin birbirlerini 'naber moruk ' diyerek selamlayan ya da tiner çeken gençlere dönüşmüş oluyorlar. Artık pencerenin arkasındakiler yani sokaktakiler iyice apolitize ve dejenere olmuş durumdalar. Bir an için gösterilen herşey toplumun ciddi bir göstergesi aslında..
T.O:Evet ama neden bu kadar arkada bıraktın onları.. İzleyici bu göstergeleri fark etmekte zorlanmayacak mı?
Arif Akkaya: Çok arkada kaldı, özellikle bu sahnede.. Ama diğer sahnelerde öyle değil. Kalanlar zaten hep arka planda oluyor. Çok ön planda olmuş olsa bile.. Gençlerin coplanması, dayak yemesi, işkence.. Hep sokakta oldu. Bu nedenle sokak gerçeğini değiştiremezdim. Onlar yine arka tarafta olacaktı.
|