|
İlkokul arkadaşlarıma; (5C’ ye )
Biz ilkokula başladığımızda daha uzundu mesafeler. Örneğin Ziya Gökalp’ i aşıp lise kısmıma geçmek hayal gibiydi. Alt geçit yapılmamıştı henüz.
Okulun girişinde yuvarlak bir yapı vardı. Kooperatif adına satış yapardı Güney abla. (İsmini yanlış hatırlamıyorsam.) Naylon torbası 25 kuruştan balıklı bisküvi alırdık ondan. Biz 3.sınıfa geçtiğimizde ise kapandı. Orta kısım yeşil demir bir kapıyla ayrılmıştı ilkokul bahçesinden. Tenefüslerde orta bölümdeki ağabeyler maç yaparlardı küçücük toplarıyla. Yeşil kapı da kale olurdu. Orta kısma geçtiğimizde o maç yapılan yerde yürüyüp hava atardık ilkokuldakilere :) Okul çıkışında ihtiyar bir dede dururdu tezgahıyla. Sakız, leblebi, kalemtraş, kokulu silgi, bayrak ve küçük çakılar satardı. Bir de kör amca vardı kalem satan, orta kısmın çıkışında, her zamanki köşesinde bağdaş kurardı. Orta bölümün karşısına Vagon adlı bir yer açıldı 67’ de. Biraz palazlandığımızda uğrayıp sigara içerdik. Bol bol basılırdı İsmail bey, Yılmaz Narbay ve Seydi bey tarafından, Vagon. Yakalananların sıgara paketlerine el konulur ve sıra dayağına tabi tutulurlardı :) Fatih (Aruoba) paket taşırdı. Çamlıca ya da Hisar alırdı genelde. Biz ondan otlanırdık. Vagonun yanında ise arabalı bir amca vardı; leblebi unu, alıç gibi temel gıda maddeleri satan. Sapan ve sapan lastiği ihtiyacımızı da ondan giderirdik. Biz ilkokula Aloş’ la (Alaeddin Gövsa) beraber yürürdük, Sıhhiye pazarının karşısındaki evlerimizden. Evlerimiz karşılıklıydı. Arada çocuk parkı ve dere vardı. Akşamları ise elektriği açıp kapatarak işaretleşir, el sallaşırdık. Ablalarımız Ceylan ve Zeynep bizimle muhattap olmamak için önden yürürlerdi okula. İskender (Savaşır) ve kardeşi Cengiz ise Sağlık sokağın başında, bakkalın üstünde otururlardı. Aloş’la apartmanlarının önüne geldiğimizde onlar da katılırdı bize. Bir de yerli malı haftası olurdu bir 1/C’ deyken. Okula yiyecek falan götürürdük. Bir de kardeş okulumuz vardı Köstence’de. Onlara kitap, giyecek falan yolardık. Süt fişlerimiz vardı sonra. Sonra küçük cam şişelerde, iğrenç kokan sütler.. 1960 ihtilalinde Ersan Taksi durağının sahibinin oğlu vurulmuştu. Henüz beşinci sınıftaydı ve okuduğu sınıfa sonradan adı verilmişti. ‘Ersan Dersanesi.’ Namıka hanım diye bir muavinimiz vardı sonra. Sarı saçlı, uzun boylu, geçkince. Murat Melek’ le su savaşı yaptığımızda azarlardı bizi. Tuvalette muslukları açar, birbirimize su fışkırtırdık Murat’ la. Sırılsıklam olurduk savaştan sonra. Her su savaşı sonrası dayak yerdik Ulviş’den. Her fırsatta dayak yerdik zaten. Ama hiç gammazlamazdık arkadaşlarımızı. Bir de melek gibi bir baş muavinimiz vardı, Saadet hanım. Ve tabi Fikriye hanım. Sınıf öğretmenimizi korkudan, diğerler öğretmenleri ise gönülden severdik. Televizyonlarımız yoktu evlerimizde. Biz Ceylan’ la pazartesi akşamları babamızın yönettiği ‘mikrofonda tiyatro’ yu dinlerdik. Diğer gecelerse ‘dilek pınarı’ adlı müzik programını. Benim en sevdiğim şarkı ‘The Young Ones’ dı, ilkokul 3. sınıftayken. Clif Richard söylüyordu. Filmi de gelmişti Ulus sinemasına. Ya da Büyük sinemaya. Büyük sinemayı arkadaşımız Ayşe Güven’ in babası işletirdi. Biz haylazların az kahrını çekmemiştir Ayşe ve Aslı. Yaramazdık genelde. Ben, Yunus, Cihan , Aloş, Haluk , Fatih baş belalarıydık. Tuğrul,Ahmet , Hüseyin, Mehmet, Ali , Cüneyt, Levent de bizden aşağı kalmazdı. Bunlar şu an aklıma gelenler. Bazan düşünürüm; ‘acaba öğretmenimizi biz mi delirttik yoksa o mu biz delirtti?’ diye, cevap bulamam:) Ama sanırım yukarıda isimlerini saydıklarım, hepimiz yani, iyi yürekliydik. Ne olursa olsun kolej terbiyesi ile büyüdük. Çok severdik arkadaşlarımızı. Öğretmen birimizin canını acıttığında içimiz parçalanırdı.. ve bu nedenle de kopamadık hala. İlk arkadaşlarım deyince şu an benim ilk aklıma gelenler bunlar. Öpüyorum hepinizi..civan
|