|
Çocukluğumuzdan beri bizlere, ‘eğer duygularımızı şiir formlarına sokmazsak aktaramayız’, düşüncesi empoze edildi. Geçenlerde bir malul kardeşimizi izledim televizyonda. Başından geçenleri ve yüreğindeki vatan sevgisini anlatan şiirini okuyordu. Belli ki çok şiddetli bir duygu seli içersindeydi. Ben de öyle oldum izlerken. Ama hissettiklerini parmak hesabına sığdırmaya çalışmış, - üzülerek yazıyorum - maalesef başarılı olamamıştı. Keşke sadece haykırsaydı içinden geçenleri. Evrenin büyüsü ve şiiri de matematiğinde gizli. Ama evren hesap yapmıyor. (Ya da biz öyle sanıyoruz ;)) Mamafih hepimiz deniyoruz bu bunu. Çok da olağan bence. Çok masumane, naif ve saf bir dürtü. Duygu dünyamız biraz olsun dalgalandı mı, hemen sarılıveriyoruz kaleme, kağıda. Kafiye, vezin hesaplarıyla, allak bullak ediyoruz o müthiş dünyayı. Ben resim yapmasını bilmiyorum. El yordamıyla tuval boyuyorum sadece. O da vakit geçirmek için. Güzel bir şey arada hecelerle, boyalarla, notalarla haşır neşir olmak. Hepsi o kadar. Şair olmak için şair gibi yaşamak, hayatı şiir gibi algılamak lazım galiba. Ressam olmak için de öyle.. Yukarki cümleler şiir sanılmasın diye yarım yamalak verdim. Resimleri de... Sırf o zamanki dünyamı anlatmak için. Yoksam.. ööle.. her tarakta bezim falan yok ha :)
(Laf aramızda, gene de beynimin bi yerlerinde, beğenilme dürtüsü, göz ucuyla tepkilerinizi izliyor olabilir.. aman paye vereyim demeyin sakın. İnsanoğlu tuhaftır, iki destek gördü mü kendini ‘bilirkişi’ sanır. : )
Ama sadece bana karşı yapmayın bunu. Çevremizdekilerin de bilgili kişi mi, yoksa ‘bilirkişi’ mi olduğunu iyi ölçmeliyiz ; ) Etraf uzman kaynıyor. ve de öncelikle kendimizi tabi tutmalıyız bu sınava. ; )
|